Hayallere Yolculuk ~ Maceranın İlk Günü

Sabah alarmın çalmasıyla gözlerimizi açtık. Nerden baksanız 4-5 saat ancak uyumuştuk fakat öyle bir dinç hissediyorduk ki kendimizi 🙂 Sen kalk taaa nerelerden Kore’ye gel, yorgun da olsan gıkını çıkarmıyorsun. Yorgunluk denen şey beyninden siliniyor.

Bütün bir gezi boyunca nerelere gider ne yaparız diye öncesinde düşünmedik. Her gün, o günün planı için kararlar aldık, bence böylesi bizim için daha iyi oldu. Fakat sizler daha planlı programlı hareket etmek isterseniz, öncesinde kendinize kaba taslak bir program hazırlayabilirsiniz.

Sabah uyanır uyanmaz o gün nereye gitsek diye şöyle bir gözden geçirdik. Elimizde havaalanından edinmiş olduğumuz haritalar ve Türkiye’de elde ettiğimiz Kore ile ilgili turistik kitaplar vardı. Gitmeden önce yol arkadaşım @maihoshi ile bir karar almıştık. Güney Kore’nin planı benden, Japonya’nın planı ise ondandı. Kore’deki ilk günümüzde, meşhur ve daha çok turistik bölgeleri gezmenin uygun olacağını düşündüm, Mai de benimle hemfikirdi. Böylece Seul’un metro hatlarına aşina olacaktık, bölgesel nabzı ölçmüş olacaktık ve en önemlisi sonraki günlerde turist çizgimizden çıkıp serseriliğin dibine vurabilecektik 🙂

Kaldığımız guest house ortam olarak gerçekten çok güzeldi. Tatilimizde, Japonya’ya gitmeden ve Japonya’dan döndükten sonra olmak üzere iki ayrı odada kalacaktık. İlk kaldığımız oda, “family room” olarak geçen 6 kişilik bir odaydı. Aslında guest house 2 kişilik bir odaya sahipti fakat o tarihlerde oda dolu olduğu için böyle bir yola gittik. 6 kişilik odayı sadece ikimiz tutmuştuk çünkü fikir olarak onca yorgunlukla kalabalık bir odada sıkış tepiş yaşamak bize biraz zor geldi. İki kişi olunca ücreti ödemek de daha kolay oldu. Japonya’dan döndükten sonra ise bahsettiğim iki kişilik odaya geçtik.

Kaldığımız guest house çeşitli çekimler için stüdyo olarak da kullanılan bir yerdi. Öyle ki, Kore’ye gitmeden önce açıp açıp izlediğim, Simon Dominic ve Heechul’ün olduğu, Maps adında bir program vardı, programda Jeju’ya gidiyorlardı. Bu programın röportaj çekimleri tam da bizim odanın önünde yapılmış olmasın mı 🙂

2

3

 

Veeeee işte benim çektiğim;

 

Cso64u1W8AA2w9S

Görünce kısa bir müddet transa geçmişliğim oldu 🙂

Burası da çekim açımın tam arka tarafı;

IMG_6740.JPG

Bahsettiğim iki kişilik oda şu kapısı görünen 🙂

Sabah bir hevesle hazırlandık ve bize belirtilmiş olan kahvaltı saatini aşmamak için erkenden kahvaltıya indik. Kahvaltı yaptığımız yer aynı zamanda giriş kapısının olduğu ufak bir mutfaktı fakat her yer öylesine cezbedici görünüyordu ki.

20160904_101035

IMG_6661.JPG

Guest house 2013 yılında booking.com’dan tam 9.4 puan almış.

IMG_6668.JPG

IMG_6667.JPG

IMG_6665.JPG

“Kpopstay guest house”

İner inmez bahçeye bir baktık, aynı Türk’e benzeyen bir kız var orda. Aaaaa bir baktık Türkçe konuşuyor:) İşte Duygu’yla tanışmamız bu şekilde oldu. Kahvaltımızı yaparken biraz sohbet ettik, bize nerelere hangi metro hattı ile gitmemiz gerektiği hakkında epey sağlam bilgiler verdi. Kahvaltının ardından heyecanlı ve musmutlu bir şekilde kapıyı çekip sokağa adım attık. Seul’ün sokaklarında kaybolmaca zamanı gelmişti. Düşününce korkutucu gelebilir, ama aslında o kadar mutluluk verici ki. Ayrıca kaybolmaca dediğime bakmayın, elinizde metro haritanız varsa kaybolmanız mümkün değil. O kadar karmaşık bir metro ağının bu kadar sistematik bir şekilde işletiliyor olması gerçekten muazzam. Merkezdeki neredeyse her lokasyona metro hattı var. Korece bilmeseniz bile az biraz İngilizceyle tabelaları okuyabiliyorsunuz.

Metroya doğru yürümek için birkaç adım atmıştık ki, yol üzerinde Ghibli stüdyolarına ait her şeyi bulabileceğiniz sevimli mi sevimli bir mağaza gördük.

IMG_6670.JPG

Bilenleriniz vardır, Mai Ghibli’nin en büyük hayranlarından biri. Kendini hemen mağazaya attı. Kapıda kocamaaaaaaan bir Totoro karşıladı bizi. Bir de düğmesine basınca horlar, göbeği falan hareket eder haldeydi ki bizde alıp eve götürme isteği uyandırdı 🙂

 

İçeride çeşit çeşit Ghibli karakterlerinin anahtarlıkları, not defterleri, figürleri, şemsiyeleri, çantaları, bardak takımları gibi aklınıza gelebilecek pek çok şey vardı. Fakat Kore piyasasına göre biraz pahalıydı. İnternetten sipariş verseniz de hemen hemen aynı fiyata denk gelir.

Mai’yi, hadi tamam bak yine geliriz nasılsa yolumuzun üstünde diye ikna ederek mağazadan çıkardım 🙂 Metro’ya doğru yürümeye başladık fakat hala etrafımızda sadece Korece konuşuluyor olması tuhafımıza gidiyordu. Kendimi herhangi bir Kore dizisinin içinde gibi hissettim uzunca bir süre. Bu tuhaf hislerle metroya kadar yürüdükten sonra gideceğimiz yer olan Gyeongbokgung sarayına doğru yola çıktık. Gyeongbokgung istasyonunda iner inmez karşı tarafta bizi devasa Sejong heykeli karşıladı. Heykelin etrafında, Kral Sejong’un en büyük icraatlerinden biri olarak gösterilen Kore alfabesi yazılıydı. Gerçekten çok güzel bir alan oluşturmuşlardı heykel için. Kocaman boş bir meydan, meydanın etrafında kurulu küçük bir pazar (belki de biz o gün kermes gibi bir şeye denk gelmiştik), geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekilmek isteyen turistler için ayrı bir köşe.

IMG_6313.JPG

IMG_6320.JPG

IMG_6324.JPG

Saraya doğru yürümeye başladık. Heykelin hemen arkası sarayın olduğu kısım. Karşıdan karşıya geçtiğinizde sarayın kapısından içeri giriyorsunuz. Bu alanı fotoğraflamadan birkaç hafta önce Park Bogum meşhur boombastic dansını aynı yerde icra etmiş, bense bunu Türkiye’ye dönünce farkettim. O gün bugündür niye orda aynısını ben de yapmadım diye hayıflanıyorum 🙂

uzaktan.jpg

Neyse Bogum artık bir sonraki sefere  🙂

Saraya girerken etrafta gördüğümüz kızların en az onda üçü hanbok giyiyordu. O gün öğrendik ki, Gyeongbokgung sarayına geleneksel kıyafetlerle girmek ücretsizmiş.

hanbok.jpg

Bizse ufak bir ücret karşılığında saraya girdik. Saraya girene kadar 3 tane kapıdan geçiyorsunuz. Meşhur Gwanghamun kapısı bunlardan biri.

Gwanghamun.jpg

Kapıları geçtikten sonra saray bütün heybetiyle karşımıza çıktı.

gyeonbokgung.JPG

Saray hakkında ne söylesem az kalır. Bizim saraylarımız da görkemli elbette, fakat Gyeonbokgung sarayını görünce bir şeyi farkettim. Bizim saraylarımızdaki lüks anlayışı farklı, Uzakdoğu insanı son derece mütevazi bir o kadar da gösterişli saraylar yapmış. Özellikle çatılardaki ve tavanlardaki işçilikler muazzam.

çatı

tavan

Tahtımız da burdaymış 🙂

kral kısmı.JPG

 

Ayrıca – söylememe gerek var  mı bilmiyorum- sarayın içinde müthiş bir doğa var.

IMG_6382.JPG

IMG_6383

 

IMG_6384

 

Çıkışta da bu amcayla karşılaştık. Sarayın kapısındaki görevlilerden biri. Öylece hareket etmeden duruyor, isteyen yanına geçip fotoğraf çekilebiliyor.

IMG_6395.JPG

Tam ayrılmak üzereydik ki, bu törenle karşı karşıya geldik;

Saraydan çıkıp yürümeye başladığınızda, sarayın çevresinin de en az saray kadar güzel olduğunu farkediyorsunuz. Sarayın hemen arka tarafında bir tane de şehir müzesi var fakat biz müzeyi teğet geçerek yürümeye devam ettik. İlerde bir hanok mahallesi (geleneksel evlerin olduğu) görünüyordu haritamızda. Hanok mahallesini bulmak için baya yürüdük fakat sonradan farkettik ki aslında etraftaki binaların arasına serpilmiş halde bulunan birkaç geleneksel ev varmış, boşuna o kadar yürümüşüz etrafta. Tabi o kadar yürüyünce baya bir acıktık. Ne yesek diye uzun uzun düşündükten sonra bir sonraki durağımıza gitmek üzere metroya binelim, gittiğimiz yerde karar veririz dedik. Güzergâhımızın üzerinde Myeondong vardı, çoğunuz bilir Seul’ün meşhur çarşısı.

Mağazalar, seyyar satıcılar, alternatif yemek tezgahları, aklınıza ne gelirse. Tavuk döneri kebap diye satıyorlar mesela 🙂

Myeondong’da şöyle kısa bir tur atarak (daha sonra tekrar gelecektik), sonraki durağımız olan- beni çok çok çok heyecanlandıran- Kstylehub’a doğru yola çıktık. Seul’de yaşıyor olsam her hafta ziyaret edeceğim bir yer olduğu kesin. Varış noktamıza gitmek içi metroya bindik ve city hall durağında indik. Seul’un metropolitan kısmı tam olarak burasıydı aslında. Etrafta takım elbiseli abiler, döpiyesli ablalar, herkesin elinde evrak çantaları, iş merkezlerinin göbeğine düşmüştük. Metrodan inince hemen orada bir McDonalds gördük. Girelim bari yoksa açlıktan öleceğiz diye düşündükten sonra içeri daldık. Domuz köftesi, karides köftesi gibi değişik şeylerin olduğu menüden –klasik olarak- tavuklu bir menü seçip hemen atıştırdık.

P_20160904_160928.jpg

Yemeğimiz bitince hızlı bir şekilde ordan ayrılıp gitmek istediğimiz kısma doğru yürümeye başladık. Bir müddet ne yöne nasıl gitmemiz gerektiğini düşünmek için bir bankın üzerine oturmuştuk ki tam o sırada free sytle takılan iki gencin kafa göz yardıkları paten gösterilerine şahit olduk 🙂 İki amatör patenci ve iki kayıp turist, ne romantik değil mi 🙂

Gitmemiz gereken doğru yönü bulduktan sonra tekrar yürümeye başladık. Kstylehub’ın olduğu binaya gitmek için, ara sıra Kore dizilerinde de gördüğümüz Cheonggyecheon nehrinden geçiyorsunuz. Arşivi karıştırırken farkettim ki nehrin hiç fotoğrafını çekmemişiz. Ama bahsettiğim yer tam olarak şurası;

Cheonggyecheon Stream.jpg

Buranın biraz ilerisinde Kstylehub bulunuyor. Kapıdan içeri girer girmez bizi Song Joong Ki karşılamıştı 🙂 -maket tabi ki-

Burası aslında 4 katlı bir yer, içerisi gerçekten çok güzel dizayn edilmiş. Yemek kursları ve hanbok giyilen bir kısım vardı üst katlarda. Merdivenlerden yukarı çıkarken bile fotoğrafını çekecek çok şey bulabiliyorsunuz.

20160904_190310.jpg

20160904_190330

Biz 2. Kattaki “kstar zone” denilen yere gittik. Bigbang, GD, PSY, 2NE1 gibi grupların simülasyonları ile değişik fotoğraflar çekilebiliyorsunuz. Şu an bunu gayet cool bir şekilde yazmış olmama bakmayın, oradayken kısa süreliğine aklımı kaybetmiştim 🙂 Hele o GD var ya o GD, ne pozlara giriyor ne cilveler yapıyor tanrııııığğğğğğğğğmmmmm koltuğa zamkla yapışmak istiyorsunuz. Ayrıca aralarına girip poz verebileceğiniz gerçek boyutlarının da üzerinde Bigbang standları var. Allah aşkına göndersenize beni geri 🙂

bigbang.JPG

K-star zone denilen noktadan ayrılınca sanal gerçeklik gözlükleri ile ufak bir tur yaptık. Gwanghamun, Jeju adası gibi yerlerin simülasyonları vardı. Gwanghamun bölgesini daha yeni dolaştığımız için gözlükle bakarken de aaaaa şurası aaaa burası diye tepkiler verdik tabi ki 🙂 Son olarak işimize yarayabileceğini düşündüğümüz birkaç rehber benzeri şey alarak Kstylehub’dan ayrıldık – tabi ki bir daha gelmeyi kafamıza koyarak-

Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. İlk günümüzden son derece keyif almış bir şekilde (özellikle GD simülasyonu ile delirmecelerden sonra) doğruca Kore’deki kısa süreli evimiz olan Hongdae’ye döndük. Hostele giderken yolda tatlı mı tatlı iki Koreli öğrenci yolumuzu çevirdi. Anladığımız kadarıyla Kore Dili okuyan öğrencilerdi ve kültürler arası bir program için bizi bir toplantıya davet ettiler.  O kadar tatlı konuşuyorlardı ki, o an açlık ve yorgunluk vurmuş olmasaydı – bir de Mai’nin “bizi kaçıracaklar mı acaba” şeklindeki bakışlarına maruz kalmasaydım- eee haydi bari kalkın gidelim diyecektim. Ama o an için gerçekten böyle bir şeyi yapacak kafa yoktu bende (yemek için yaşayan bir insan olduğumu daha önce söylemiş miydim?) Ustaca bir hamle ile aslında yarından sonraki gün olan Japonya uçuşumuzu, sanki yarın sabahmış gibi göstererek tekliflerini geri çevirdim. Ama tekrar Kore’ye dönünce buluşalım diyerek olayı toparladım, kızla kakaotalktan ekleştik ve ayrıldık. Doğruca guest house yoluna saptık ve kendimizi direk açııııııızzzzzz diye içeri attık. Girişte Kanadalı tatlış bir arkadaş vardı ve bize hemen pizza kataloglarını gösterdi. Hangisini seçeceğimize karar veremeyip kataloglarla yukarı kata çıkmıştık ki Duygu’yu orda bulduk. O da henüz yemek yememişti ve hadi gelin caddeye çıkalım ramen alıp yeriz biraz da dolaşırız dedi. Bu cazip teklifi anında kabul ettik, Kore’deki hayata karışma fırsatı değil miydi bu? Laflaya laflaya Hongdae’nin ana caddesinden aşağı doğru inip bir markete daldık. Dizilerde sürekli tanık olduğumuz gibi, raftan ramen alıp kettleda sıcak su ısıttıktan sonra rameni hazırlayıp birkaç dakika bekledik. O arada dışarıdaki masalardan birine oturduk. Ramenler pişince de başladık chopsticklerimizle yemeye. Hem yeyip hem sohbet ediyorken iki tane kız usulca yanımıza yaklaştı. Daha ne olduğunu anlayamadan “Are you Italian?” diye sordu. Hayır deyince “Spain?” dedi. Hayır dedik halis muhlis Türk’üz. Çok şaşırdılar, hiç Türk’e benzemiyormuşuz (Kızlardan biri ilk kez Kore’de bir Türkle tanıştığını söyledi, diğeriyse birkaç yıl önce Kapadokya’ya gitmiş). Verdikleri tepkilere karşılık olarak gülümserken pat diye “Niye burda oturmuş ramen yiyorsunuz ki o zaman?” dediler. Bir an gerçekten ne sormaya çalıştıklarını anlayamadım, bir insan neden yemek yer? Aç olsa gerek 🙂 Ama sormak istedikleri neden tam olarak Koreliler gibi markette oturup ramen yiyor oluşumuzdu. Bu durum gerçekten çok tuhaf gelmişti onlara. Kore’ye kadar gelmişiz, ramen yemeyecek miyiz yani 🙂 Ayrıca bir miktar Korece konuşuyor olmamız da tuhaf oldu onlar için. Türkiye’de Korece öğretilen yerler olduğunu öğrenince daha da çok şaşırdılar. Karşılaştıkları durum karşısında büyülendiler desem abartmış olmam sanırım. Bir süre daha sohbet ettik ve sonra bizi yalnız bıraktılar. Ondan sonra da makara gırgır laflayıp durduk. Hani bazı anlar tekrar tekrar insanın kafasından geçer ya, o markette oturup ramen yediğimiz kısım tam olarak öyle. Şu an yazarken bile, sanki dün yaşanmış gibi taptaze, gözlerimin önüne geliyor her anı.

Yemeğimiz ve laflamamız bitince kalkıp busking alanına doğru yürüdük. Oradaki kalabalığın arasına karışmak gerçekten müthiş hissettiriyor insana, nerdeyse %90’ı genç nüfustan ibaret olan bir caddede amatör şarkıcıların ve dans gruplarının performansları. Hepsi de öyle yetenekliler ki, alkışlamaktan elleriniz kızarıyor. Tam bunları düşünürken Block B’nin gümbür gümbür sesini duyunca öylece kalakaldım. Dance cover yapan bir grubun gösterisine denk gelmiştik.

Bir müddet etrafta oyalandıktan sonra diğer taraflara doğru yürüyelim dedik. Gece klüplerinin olduğu sokağa doğru ilerledik. Gece klüplerine gelmeden önce alışveriş yapabileceğiniz mağazaların da olduğu uzunca bir cadde var, özellikle envai çeşit çorap satan bir yer vardı ki Kore’de kaldığımız süre boyunca her akşam birer ikişer çorap aldık kendimize 🙂 Cadde boyu yürürken birden YG’ye neden gitmiyoruz ki dedik kendi kendimize. Bulunduğumuz yer ile YG’nin mesafesi yürüme yaklaşık 15-20 dakika falandı. Her gece çıkıp çıkıp YG’ye gidebilirdik yani 🙂 Madem öyle haydi YG’ye diyerek yürümeye başladık. Yolda sohbet ede ede gidiyorken bir sokağa girdik. Sokak, orta halli binaların bulunduğu çok da lüks olmayan bir yerdi. Sokağın ucunda bir bina görünüyordu, yahu ne kadar tanıdık geliyor derken biraz daha yaklaşınca onun YG binası olduğunu farkettim. O an yaşadığım şoku anlatmam mümkün değil, YG’nin öyle bir sokağın sonunda karşıma çıkacağı aklımın alacağı bir şey değildi.

IMG_6634

Binanın da bütün heybetiyle karşımda olması apayrı bir olaydı. Ne düşünmem gerektiğini bilemediğim bir zamandı. Üstelik binada ışıkların yandığı yerler de vardı. İçeride birilerinin olduğu kesindi. O sıralar Bobby ve Mino duo olarak çıkışları için gün sayıyorlardı. Kesin onlardır diye düşündük ve biraz vakit geçirmek için oradaki marketin hemen önünde bulunan masalardan birinde oturduk. Yan masada iki tane Koreli kız, makyajlanıp parfümleniyorlardı. Onları öyle görünce içeride kayda değer birilerinin olduğuna emin olduk. Az bir vakit geçmişti ki, meşhur duvar nerelerde diye etrafı kolaçan ettim. Binanın tam karşısında hayranların istila ettiği duvarı buldum.

IMG_6637.JPGP_20160904_230627.jpgP_20160904_230648.jpgJpegJpegJpeg

Bir sonraki sefer uygun bir kalemle yazarım diye düşündüm fakat bir sonraki seferde de kalemsizdim – sonuçta duvara yazamadan Türkiye’ye geri döndüm.

YG tam karşımda duruyordu, Winner’ın daha yakın zamanda çocuklarla çekim yaptığı bina da hemen yan tarafındaydı. Bunu idrak etmek gerçekten kolay değildi, şoktu.

IMG_6652.JPGIMG_6659.JPG

Biraz vakit geçtikten sonra bu kızlarda bir hareketlenme oldu. Ne oluyor falan diye sağa sola baktık. Derken bir araba çıktı ama arabada şoförden başka kimse yoktu. İşin ilginç yanı şoför kızlardan biriyle gayet samimi bir şekilde konuştu ve ayrıldı. Fakat kızlar ısrarla beklemeye devam ediyordu. Aha da şoförden malumatı aldılar kimi bekliyorlarsa birazdan gelecek diye düşündük. Çok uzun sürmedi, camları komple filmli siyah bir araba çıkıverdi otoparktan. Bu kızlarda nasıl bir hava değişimi, suratı sirke satan tipler birden nasıl tatlış mimikler yapmaya başladılar anlatamam. Kız elindeki hediyeyi açılan camdaki kişiye uzattı, çok çok kısa bir süre birkaç kelime etti ve sonra araba yoluna devam etti. Enteresan bir şekilde bizim yanımızdan geçerken araç hafif bir duraksadı, yön değiştirip yanımızdaki sokağa yöneldi. İşte o an, sırtımın dönük olduğu arabaya kısa bir süre baktım ve karşımda Mino’nun silüetini gördüm. Sonra kafası hafifçe bize doğru çevrildi, o sırada Mai ve Duygu hafif bir el sallasak mı sallamasak mı tedirginliği yaşıyorlardı ama ben bütün öküzlüğümle tekrar arabaya sırtımı döndüm. Niye diye sorarsanız – şoktan.

Ertesi gün uyandığımda Mai’ye ilk sorduğum soru “Allah aşkına biz dün ne yaptık?” oldu.

 

—–DEVAM EDECEK—–

Reklamlar

One thought on “Hayallere Yolculuk ~ Maceranın İlk Günü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s