Hayallere Yolculuk ~ Maceranın İlk Günü

Sabah alarmın çalmasıyla gözlerimizi açtık. Nerden baksanız 4-5 saat ancak uyumuştuk fakat öyle bir dinç hissediyorduk ki kendimizi 🙂 Sen kalk taaa nerelerden Kore’ye gel, yorgun da olsan gıkını çıkarmıyorsun. Yorgunluk denen şey beyninden siliniyor.

Bütün bir gezi boyunca nerelere gider ne yaparız diye öncesinde düşünmedik. Her gün, o günün planı için kararlar aldık, bence böylesi bizim için daha iyi oldu. Fakat sizler daha planlı programlı hareket etmek isterseniz, öncesinde kendinize kaba taslak bir program hazırlayabilirsiniz.

Sabah uyanır uyanmaz o gün nereye gitsek diye şöyle bir gözden geçirdik. Elimizde havaalanından edinmiş olduğumuz haritalar ve Türkiye’de elde ettiğimiz Kore ile ilgili turistik kitaplar vardı. Gitmeden önce yol arkadaşım @maihoshi ile bir karar almıştık. Güney Kore’nin planı benden, Japonya’nın planı ise ondandı. Kore’deki ilk günümüzde, meşhur ve daha çok turistik bölgeleri gezmenin uygun olacağını düşündüm, Mai de benimle hemfikirdi. Böylece Seul’un metro hatlarına aşina olacaktık, bölgesel nabzı ölçmüş olacaktık ve en önemlisi sonraki günlerde turist çizgimizden çıkıp serseriliğin dibine vurabilecektik 🙂

Kaldığımız guest house ortam olarak gerçekten çok güzeldi. Tatilimizde, Japonya’ya gitmeden ve Japonya’dan döndükten sonra olmak üzere iki ayrı odada kalacaktık. İlk kaldığımız oda, “family room” olarak geçen 6 kişilik bir odaydı. Aslında guest house 2 kişilik bir odaya sahipti fakat o tarihlerde oda dolu olduğu için böyle bir yola gittik. 6 kişilik odayı sadece ikimiz tutmuştuk çünkü fikir olarak onca yorgunlukla kalabalık bir odada sıkış tepiş yaşamak bize biraz zor geldi. İki kişi olunca ücreti ödemek de daha kolay oldu. Japonya’dan döndükten sonra ise bahsettiğim iki kişilik odaya geçtik.

Kaldığımız guest house çeşitli çekimler için stüdyo olarak da kullanılan bir yerdi. Öyle ki, Kore’ye gitmeden önce açıp açıp izlediğim, Simon Dominic ve Heechul’ün olduğu, Maps adında bir program vardı, programda Jeju’ya gidiyorlardı. Bu programın röportaj çekimleri tam da bizim odanın önünde yapılmış olmasın mı 🙂

2

3

 

Veeeee işte benim çektiğim;

 

Cso64u1W8AA2w9S

Görünce kısa bir müddet transa geçmişliğim oldu 🙂

Burası da çekim açımın tam arka tarafı;

IMG_6740.JPG

Bahsettiğim iki kişilik oda şu kapısı görünen 🙂

Sabah bir hevesle hazırlandık ve bize belirtilmiş olan kahvaltı saatini aşmamak için erkenden kahvaltıya indik. Kahvaltı yaptığımız yer aynı zamanda giriş kapısının olduğu ufak bir mutfaktı fakat her yer öylesine cezbedici görünüyordu ki.

20160904_101035

IMG_6661.JPG

Guest house 2013 yılında booking.com’dan tam 9.4 puan almış.

IMG_6668.JPG

IMG_6667.JPG

IMG_6665.JPG

“Kpopstay guest house”

İner inmez bahçeye bir baktık, aynı Türk’e benzeyen bir kız var orda. Aaaaa bir baktık Türkçe konuşuyor:) İşte Duygu’yla tanışmamız bu şekilde oldu. Kahvaltımızı yaparken biraz sohbet ettik, bize nerelere hangi metro hattı ile gitmemiz gerektiği hakkında epey sağlam bilgiler verdi. Kahvaltının ardından heyecanlı ve musmutlu bir şekilde kapıyı çekip sokağa adım attık. Seul’ün sokaklarında kaybolmaca zamanı gelmişti. Düşününce korkutucu gelebilir, ama aslında o kadar mutluluk verici ki. Ayrıca kaybolmaca dediğime bakmayın, elinizde metro haritanız varsa kaybolmanız mümkün değil. O kadar karmaşık bir metro ağının bu kadar sistematik bir şekilde işletiliyor olması gerçekten muazzam. Merkezdeki neredeyse her lokasyona metro hattı var. Korece bilmeseniz bile az biraz İngilizceyle tabelaları okuyabiliyorsunuz.

Metroya doğru yürümek için birkaç adım atmıştık ki, yol üzerinde Ghibli stüdyolarına ait her şeyi bulabileceğiniz sevimli mi sevimli bir mağaza gördük.

IMG_6670.JPG

Bilenleriniz vardır, Mai Ghibli’nin en büyük hayranlarından biri. Kendini hemen mağazaya attı. Kapıda kocamaaaaaaan bir Totoro karşıladı bizi. Bir de düğmesine basınca horlar, göbeği falan hareket eder haldeydi ki bizde alıp eve götürme isteği uyandırdı 🙂

 

İçeride çeşit çeşit Ghibli karakterlerinin anahtarlıkları, not defterleri, figürleri, şemsiyeleri, çantaları, bardak takımları gibi aklınıza gelebilecek pek çok şey vardı. Fakat Kore piyasasına göre biraz pahalıydı. İnternetten sipariş verseniz de hemen hemen aynı fiyata denk gelir.

Mai’yi, hadi tamam bak yine geliriz nasılsa yolumuzun üstünde diye ikna ederek mağazadan çıkardım 🙂 Metro’ya doğru yürümeye başladık fakat hala etrafımızda sadece Korece konuşuluyor olması tuhafımıza gidiyordu. Kendimi herhangi bir Kore dizisinin içinde gibi hissettim uzunca bir süre. Bu tuhaf hislerle metroya kadar yürüdükten sonra gideceğimiz yer olan Gyeongbokgung sarayına doğru yola çıktık. Gyeongbokgung istasyonunda iner inmez karşı tarafta bizi devasa Sejong heykeli karşıladı. Heykelin etrafında, Kral Sejong’un en büyük icraatlerinden biri olarak gösterilen Kore alfabesi yazılıydı. Gerçekten çok güzel bir alan oluşturmuşlardı heykel için. Kocaman boş bir meydan, meydanın etrafında kurulu küçük bir pazar (belki de biz o gün kermes gibi bir şeye denk gelmiştik), geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekilmek isteyen turistler için ayrı bir köşe.

IMG_6313.JPG

IMG_6320.JPG

IMG_6324.JPG

Saraya doğru yürümeye başladık. Heykelin hemen arkası sarayın olduğu kısım. Karşıdan karşıya geçtiğinizde sarayın kapısından içeri giriyorsunuz. Bu alanı fotoğraflamadan birkaç hafta önce Park Bogum meşhur boombastic dansını aynı yerde icra etmiş, bense bunu Türkiye’ye dönünce farkettim. O gün bugündür niye orda aynısını ben de yapmadım diye hayıflanıyorum 🙂

uzaktan.jpg

Neyse Bogum artık bir sonraki sefere  🙂

Saraya girerken etrafta gördüğümüz kızların en az onda üçü hanbok giyiyordu. O gün öğrendik ki, Gyeongbokgung sarayına geleneksel kıyafetlerle girmek ücretsizmiş.

hanbok.jpg

Bizse ufak bir ücret karşılığında saraya girdik. Saraya girene kadar 3 tane kapıdan geçiyorsunuz. Meşhur Gwanghamun kapısı bunlardan biri.

Gwanghamun.jpg

Kapıları geçtikten sonra saray bütün heybetiyle karşımıza çıktı.

gyeonbokgung.JPG

Saray hakkında ne söylesem az kalır. Bizim saraylarımız da görkemli elbette, fakat Gyeonbokgung sarayını görünce bir şeyi farkettim. Bizim saraylarımızdaki lüks anlayışı farklı, Uzakdoğu insanı son derece mütevazi bir o kadar da gösterişli saraylar yapmış. Özellikle çatılardaki ve tavanlardaki işçilikler muazzam.

çatı

tavan

Tahtımız da burdaymış 🙂

kral kısmı.JPG

 

Ayrıca – söylememe gerek var  mı bilmiyorum- sarayın içinde müthiş bir doğa var.

IMG_6382.JPG

IMG_6383

 

IMG_6384

 

Çıkışta da bu amcayla karşılaştık. Sarayın kapısındaki görevlilerden biri. Öylece hareket etmeden duruyor, isteyen yanına geçip fotoğraf çekilebiliyor.

IMG_6395.JPG

Tam ayrılmak üzereydik ki, bu törenle karşı karşıya geldik;

Saraydan çıkıp yürümeye başladığınızda, sarayın çevresinin de en az saray kadar güzel olduğunu farkediyorsunuz. Sarayın hemen arka tarafında bir tane de şehir müzesi var fakat biz müzeyi teğet geçerek yürümeye devam ettik. İlerde bir hanok mahallesi (geleneksel evlerin olduğu) görünüyordu haritamızda. Hanok mahallesini bulmak için baya yürüdük fakat sonradan farkettik ki aslında etraftaki binaların arasına serpilmiş halde bulunan birkaç geleneksel ev varmış, boşuna o kadar yürümüşüz etrafta. Tabi o kadar yürüyünce baya bir acıktık. Ne yesek diye uzun uzun düşündükten sonra bir sonraki durağımıza gitmek üzere metroya binelim, gittiğimiz yerde karar veririz dedik. Güzergâhımızın üzerinde Myeondong vardı, çoğunuz bilir Seul’ün meşhur çarşısı.

Mağazalar, seyyar satıcılar, alternatif yemek tezgahları, aklınıza ne gelirse. Tavuk döneri kebap diye satıyorlar mesela 🙂

Myeondong’da şöyle kısa bir tur atarak (daha sonra tekrar gelecektik), sonraki durağımız olan- beni çok çok çok heyecanlandıran- Kstylehub’a doğru yola çıktık. Seul’de yaşıyor olsam her hafta ziyaret edeceğim bir yer olduğu kesin. Varış noktamıza gitmek içi metroya bindik ve city hall durağında indik. Seul’un metropolitan kısmı tam olarak burasıydı aslında. Etrafta takım elbiseli abiler, döpiyesli ablalar, herkesin elinde evrak çantaları, iş merkezlerinin göbeğine düşmüştük. Metrodan inince hemen orada bir McDonalds gördük. Girelim bari yoksa açlıktan öleceğiz diye düşündükten sonra içeri daldık. Domuz köftesi, karides köftesi gibi değişik şeylerin olduğu menüden –klasik olarak- tavuklu bir menü seçip hemen atıştırdık.

P_20160904_160928.jpg

Yemeğimiz bitince hızlı bir şekilde ordan ayrılıp gitmek istediğimiz kısma doğru yürümeye başladık. Bir müddet ne yöne nasıl gitmemiz gerektiğini düşünmek için bir bankın üzerine oturmuştuk ki tam o sırada free sytle takılan iki gencin kafa göz yardıkları paten gösterilerine şahit olduk 🙂 İki amatör patenci ve iki kayıp turist, ne romantik değil mi 🙂

Gitmemiz gereken doğru yönü bulduktan sonra tekrar yürümeye başladık. Kstylehub’ın olduğu binaya gitmek için, ara sıra Kore dizilerinde de gördüğümüz Cheonggyecheon nehrinden geçiyorsunuz. Arşivi karıştırırken farkettim ki nehrin hiç fotoğrafını çekmemişiz. Ama bahsettiğim yer tam olarak şurası;

Cheonggyecheon Stream.jpg

Buranın biraz ilerisinde Kstylehub bulunuyor. Kapıdan içeri girer girmez bizi Song Joong Ki karşılamıştı 🙂 -maket tabi ki-

Burası aslında 4 katlı bir yer, içerisi gerçekten çok güzel dizayn edilmiş. Yemek kursları ve hanbok giyilen bir kısım vardı üst katlarda. Merdivenlerden yukarı çıkarken bile fotoğrafını çekecek çok şey bulabiliyorsunuz.

20160904_190310.jpg

20160904_190330

Biz 2. Kattaki “kstar zone” denilen yere gittik. Bigbang, GD, PSY, 2NE1 gibi grupların simülasyonları ile değişik fotoğraflar çekilebiliyorsunuz. Şu an bunu gayet cool bir şekilde yazmış olmama bakmayın, oradayken kısa süreliğine aklımı kaybetmiştim 🙂 Hele o GD var ya o GD, ne pozlara giriyor ne cilveler yapıyor tanrııııığğğğğğğğğmmmmm koltuğa zamkla yapışmak istiyorsunuz. Ayrıca aralarına girip poz verebileceğiniz gerçek boyutlarının da üzerinde Bigbang standları var. Allah aşkına göndersenize beni geri 🙂

bigbang.JPG

K-star zone denilen noktadan ayrılınca sanal gerçeklik gözlükleri ile ufak bir tur yaptık. Gwanghamun, Jeju adası gibi yerlerin simülasyonları vardı. Gwanghamun bölgesini daha yeni dolaştığımız için gözlükle bakarken de aaaaa şurası aaaa burası diye tepkiler verdik tabi ki 🙂 Son olarak işimize yarayabileceğini düşündüğümüz birkaç rehber benzeri şey alarak Kstylehub’dan ayrıldık – tabi ki bir daha gelmeyi kafamıza koyarak-

Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. İlk günümüzden son derece keyif almış bir şekilde (özellikle GD simülasyonu ile delirmecelerden sonra) doğruca Kore’deki kısa süreli evimiz olan Hongdae’ye döndük. Hostele giderken yolda tatlı mı tatlı iki Koreli öğrenci yolumuzu çevirdi. Anladığımız kadarıyla Kore Dili okuyan öğrencilerdi ve kültürler arası bir program için bizi bir toplantıya davet ettiler.  O kadar tatlı konuşuyorlardı ki, o an açlık ve yorgunluk vurmuş olmasaydı – bir de Mai’nin “bizi kaçıracaklar mı acaba” şeklindeki bakışlarına maruz kalmasaydım- eee haydi bari kalkın gidelim diyecektim. Ama o an için gerçekten böyle bir şeyi yapacak kafa yoktu bende (yemek için yaşayan bir insan olduğumu daha önce söylemiş miydim?) Ustaca bir hamle ile aslında yarından sonraki gün olan Japonya uçuşumuzu, sanki yarın sabahmış gibi göstererek tekliflerini geri çevirdim. Ama tekrar Kore’ye dönünce buluşalım diyerek olayı toparladım, kızla kakaotalktan ekleştik ve ayrıldık. Doğruca guest house yoluna saptık ve kendimizi direk açııııııızzzzzz diye içeri attık. Girişte Kanadalı tatlış bir arkadaş vardı ve bize hemen pizza kataloglarını gösterdi. Hangisini seçeceğimize karar veremeyip kataloglarla yukarı kata çıkmıştık ki Duygu’yu orda bulduk. O da henüz yemek yememişti ve hadi gelin caddeye çıkalım ramen alıp yeriz biraz da dolaşırız dedi. Bu cazip teklifi anında kabul ettik, Kore’deki hayata karışma fırsatı değil miydi bu? Laflaya laflaya Hongdae’nin ana caddesinden aşağı doğru inip bir markete daldık. Dizilerde sürekli tanık olduğumuz gibi, raftan ramen alıp kettleda sıcak su ısıttıktan sonra rameni hazırlayıp birkaç dakika bekledik. O arada dışarıdaki masalardan birine oturduk. Ramenler pişince de başladık chopsticklerimizle yemeye. Hem yeyip hem sohbet ediyorken iki tane kız usulca yanımıza yaklaştı. Daha ne olduğunu anlayamadan “Are you Italian?” diye sordu. Hayır deyince “Spain?” dedi. Hayır dedik halis muhlis Türk’üz. Çok şaşırdılar, hiç Türk’e benzemiyormuşuz (Kızlardan biri ilk kez Kore’de bir Türkle tanıştığını söyledi, diğeriyse birkaç yıl önce Kapadokya’ya gitmiş). Verdikleri tepkilere karşılık olarak gülümserken pat diye “Niye burda oturmuş ramen yiyorsunuz ki o zaman?” dediler. Bir an gerçekten ne sormaya çalıştıklarını anlayamadım, bir insan neden yemek yer? Aç olsa gerek 🙂 Ama sormak istedikleri neden tam olarak Koreliler gibi markette oturup ramen yiyor oluşumuzdu. Bu durum gerçekten çok tuhaf gelmişti onlara. Kore’ye kadar gelmişiz, ramen yemeyecek miyiz yani 🙂 Ayrıca bir miktar Korece konuşuyor olmamız da tuhaf oldu onlar için. Türkiye’de Korece öğretilen yerler olduğunu öğrenince daha da çok şaşırdılar. Karşılaştıkları durum karşısında büyülendiler desem abartmış olmam sanırım. Bir süre daha sohbet ettik ve sonra bizi yalnız bıraktılar. Ondan sonra da makara gırgır laflayıp durduk. Hani bazı anlar tekrar tekrar insanın kafasından geçer ya, o markette oturup ramen yediğimiz kısım tam olarak öyle. Şu an yazarken bile, sanki dün yaşanmış gibi taptaze, gözlerimin önüne geliyor her anı.

Yemeğimiz ve laflamamız bitince kalkıp busking alanına doğru yürüdük. Oradaki kalabalığın arasına karışmak gerçekten müthiş hissettiriyor insana, nerdeyse %90’ı genç nüfustan ibaret olan bir caddede amatör şarkıcıların ve dans gruplarının performansları. Hepsi de öyle yetenekliler ki, alkışlamaktan elleriniz kızarıyor. Tam bunları düşünürken Block B’nin gümbür gümbür sesini duyunca öylece kalakaldım. Dance cover yapan bir grubun gösterisine denk gelmiştik.

Bir müddet etrafta oyalandıktan sonra diğer taraflara doğru yürüyelim dedik. Gece klüplerinin olduğu sokağa doğru ilerledik. Gece klüplerine gelmeden önce alışveriş yapabileceğiniz mağazaların da olduğu uzunca bir cadde var, özellikle envai çeşit çorap satan bir yer vardı ki Kore’de kaldığımız süre boyunca her akşam birer ikişer çorap aldık kendimize 🙂 Cadde boyu yürürken birden YG’ye neden gitmiyoruz ki dedik kendi kendimize. Bulunduğumuz yer ile YG’nin mesafesi yürüme yaklaşık 15-20 dakika falandı. Her gece çıkıp çıkıp YG’ye gidebilirdik yani 🙂 Madem öyle haydi YG’ye diyerek yürümeye başladık. Yolda sohbet ede ede gidiyorken bir sokağa girdik. Sokak, orta halli binaların bulunduğu çok da lüks olmayan bir yerdi. Sokağın ucunda bir bina görünüyordu, yahu ne kadar tanıdık geliyor derken biraz daha yaklaşınca onun YG binası olduğunu farkettim. O an yaşadığım şoku anlatmam mümkün değil, YG’nin öyle bir sokağın sonunda karşıma çıkacağı aklımın alacağı bir şey değildi.

IMG_6634

Binanın da bütün heybetiyle karşımda olması apayrı bir olaydı. Ne düşünmem gerektiğini bilemediğim bir zamandı. Üstelik binada ışıkların yandığı yerler de vardı. İçeride birilerinin olduğu kesindi. O sıralar Bobby ve Mino duo olarak çıkışları için gün sayıyorlardı. Kesin onlardır diye düşündük ve biraz vakit geçirmek için oradaki marketin hemen önünde bulunan masalardan birinde oturduk. Yan masada iki tane Koreli kız, makyajlanıp parfümleniyorlardı. Onları öyle görünce içeride kayda değer birilerinin olduğuna emin olduk. Az bir vakit geçmişti ki, meşhur duvar nerelerde diye etrafı kolaçan ettim. Binanın tam karşısında hayranların istila ettiği duvarı buldum.

IMG_6637.JPGP_20160904_230627.jpgP_20160904_230648.jpgJpegJpegJpeg

Bir sonraki sefer uygun bir kalemle yazarım diye düşündüm fakat bir sonraki seferde de kalemsizdim – sonuçta duvara yazamadan Türkiye’ye geri döndüm.

YG tam karşımda duruyordu, Winner’ın daha yakın zamanda çocuklarla çekim yaptığı bina da hemen yan tarafındaydı. Bunu idrak etmek gerçekten kolay değildi, şoktu.

IMG_6652.JPGIMG_6659.JPG

Biraz vakit geçtikten sonra bu kızlarda bir hareketlenme oldu. Ne oluyor falan diye sağa sola baktık. Derken bir araba çıktı ama arabada şoförden başka kimse yoktu. İşin ilginç yanı şoför kızlardan biriyle gayet samimi bir şekilde konuştu ve ayrıldı. Fakat kızlar ısrarla beklemeye devam ediyordu. Aha da şoförden malumatı aldılar kimi bekliyorlarsa birazdan gelecek diye düşündük. Çok uzun sürmedi, camları komple filmli siyah bir araba çıkıverdi otoparktan. Bu kızlarda nasıl bir hava değişimi, suratı sirke satan tipler birden nasıl tatlış mimikler yapmaya başladılar anlatamam. Kız elindeki hediyeyi açılan camdaki kişiye uzattı, çok çok kısa bir süre birkaç kelime etti ve sonra araba yoluna devam etti. Enteresan bir şekilde bizim yanımızdan geçerken araç hafif bir duraksadı, yön değiştirip yanımızdaki sokağa yöneldi. İşte o an, sırtımın dönük olduğu arabaya kısa bir süre baktım ve karşımda Mino’nun silüetini gördüm. Sonra kafası hafifçe bize doğru çevrildi, o sırada Mai ve Duygu hafif bir el sallasak mı sallamasak mı tedirginliği yaşıyorlardı ama ben bütün öküzlüğümle tekrar arabaya sırtımı döndüm. Niye diye sorarsanız – şoktan.

Ertesi gün uyandığımda Mai’ye ilk sorduğum soru “Allah aşkına biz dün ne yaptık?” oldu.

 

—–DEVAM EDECEK—–

Hayallere Yolculuk ~ Seul’e Varış ~

Evet…

Yolculuk gerçekten de başlamıştı…

Uçağa adımımı atmadan önce hostların “good evening” seslerini duymaya başladım. Sıra ilerliyordu ve sesler yaklaşmaya başlıyordu. Birkaç kez daha aynı cümleyi işittikten sonra uçağa adımımı attım ve “good… hoşgeldiniz!” şeklinde karşılandım. Gülümseyerek “teşekkür ederim” dedim, içimde yine aynı sincap eşeliyor beni “Adam bile şaşırdı Türk görünce, ne işin var senin Kore’de” diye. Halbuki THY ile uçuyoruz çok kez aynı durumla karşılaşmışlardır. Her şeyden bir bit yeniği çıkaracaksın illa Hayalperest, sus artık 🙂

Mai ile koltuklarımıza yerleştikten sonra etrafa göz gezdirdik. Gerçekten herkes Koreli, bir tane Türk yok. Uçak Kore’ye gidiyor ne bekliyordun diye düşünüyorsunuz değil mi? O an hissettiğim tedirginlikle kendimde değilim ki. Kısa bir süre sonra uçak hızlanmaya başladı ve tok bir sesle birlikte havalandık. Artık geri dönüşü yok bu işin. Oldu o zaman Kore’de görüşürüz 🙂

Özellikle gece uçuşu almıştık çünkü hem uçakta 10 saat gibi bir süre ayık kalmak fikri bizi korkutmuştu hem de Kore ile aradaki zaman farkını bu şekilde bir miktar tolere edebiliriz diye düşünmüştük. Fakat uyumak ne mümkün?

Koltuklardaki herkes birer ikişer uykuya dalarken en sonunda kendimizi biraz zorlayarak uyku ile uyanıklık arasında gidip geldik. Geriye dönüp baktığımda çok da rahat bir yolculuk olmadığını söyleyebilirim. Geri dönüş yolunda Kore’den öğle uçuşu ile Türkiye’ye geldik, bu kez Türkiye’ye indiğimizde gece olmuştu ve o yolculuk benim için çok daha rahat geçti, uyku açısından bile fark etmişti durum. Kore’nin bizden 6 saat kadar ileri olması giderken durumu biraz zorlaştırmıştı sizin anlayacağınız.

Sürekli uyuyup uyanarak yolculuğu ilerletmiştik. Uçağımız İstanbul’dan havalanalı 9 saate yakın bir süre geçmişti ve etrafımızdaki insanlar kıpırdanmaya başladı. Derlerdi de gerçekten bu kadarına inanmazdım, Koreliler kozmetiğe aklınızın almayacağı kadar düşkün. Uçak Kore’ye inmeden tam 1 saat öncesinde başladılar kremlerini sürmeye. Kadınların çantasından elamet kremler çıkıyor hepsini de yüzlerindeki ayrı bir bölgeye uyguluyorlar 🙂 Biz de uykusuz, bezgin, gözlerimiz şiş, sümüklü bir haldeyiz. O kadar kremi yanımızda getirmeyi bırakın, uçakta verilen dudak kremini bile sürecek enerjimiz yok. O sırada uçağın lavabosuna gidip elimi yüzümü yıkama isteği geldi, lavabonun önünde çok tatlı bir orta yaşlı teyze bekliyor. Birlikte 5 dakikaya yakın bekledik ve artık dayanamayarak kapıyı işaret etti, eliyle makyaj yapıyormuş gibi mimikler yapmaya başladı. Ah be teyze, bilmez miyim 🙂 Bizzat kendi gözlerimle tanık oldum az önce 🙂 İçerdeki de yüzde yüz makyaj yapıyor, evet haklısın 🙂

İniş vakti yaklaşmıştı. Yolcular yaklaşık 1 saat kadar krem süründükten sonra pilot bütün hanımların bakım işlemlerinin bittiğini teyit ettirerek uçağı alçaltmaya başladı 🙂 Kısa bir süre sonra da Incheon hava limanına inişimiz gerçekleşti. Yavaş yavaş toparlanmaya başladık. İnsanlar birer ikişer ayaklanınca biz de o güruha karıştık. Sonrası hafızamda silik…

O an uykusuzluk ve şaşkınlık her tarafımı sarmış vaziyetteydi. Hostların seslerini duymaya başladım yeniden, “Good bye, have a nice day”… Sıra bize geldiğinde “Good bye” yerine“Hoşçakalın” sesi duyuldu. Uçaktan iniyorduk artık. Serüvenimiz başlıyordu.

Incheon hava limanında bagajlarınızı almak için öncelikle bir miktar yürüyüp daha sonra hava limanının içinde kısa mesafeli bir metroya binmeniz gerekiyor. Bizdeki otobüs sistemini biraz daha modern hale getirmişler kısacası. Metroya doğru yürürken aklımda abuk subuk bir soru vardı; acaba billboardlarda göreceğimiz ilk ünlü kim olacaktı? 🙂 Eylül 2016 tarihinde Incheon hava limanı dış hatlar gelişinde sizi ilk karşılayan ünlü Lee Min Ho oluyor 🙂

Bagajlarımızı almak için videoda gördüğünüz yerde kısa bir süre hava limanı metrosunu bekledik. Metrodan indikten sonra ise pasaport kontrol noktasına geçtik. Pasaport kontrolünde pasaportlarımız okutulurken cihaz bizimle Türkçe konuştu, dil bilmeyenler için yurt dışı geçişlerinde böyle bir kolaylık var. Geçiş mührümüz de basıldıktan sonra koca bir bagaj alım alanına ulaştık.

Bagajlarımızı çok uzun süre beklemeden aldık ve gümrük noktasından da sorunsuz bir şekilde geçerek hava limanının o meşhur kapısının önümüzde açılışını izledik. Evet, artık resmi olarak Seul’deydik. Bu düşünce bir anda uykusuzluğumu aldı götürdü. Öncelikle turist bilgi masasından Seul şehir ve metro haritası edindik, gideceğimiz metro durağını söyleyerek gereken metro hattına nerden gitmemiz gerektiğini öğrendik. Hongdae’de kalacağımız yere ulaşmak için Hongik Üniversitesi durağına gitmeliydik ve hava limanından direk olarak Hongik durağına giden bir hat vardı. Hava limanından çıkmadan turist bilgi masasının hemen karşısındaki bir marketten T-money kart aldık, içine de 50.000 won yüklettik. Deli gibi gezmiş olmamıza rağmen 15 gün sonunda ancak 35.000 wonunu kullanabildim, kalan para çöp oldu tabi. Üstelik T-money kartımızı yalnızca Seul’de değil Busan’da da kullanmıştık. Aklınızda bulunsun, günün birinde yolunuz düşerse hemen yüksek miktarlarda yükleme yapmayın kartınıza. Biz sonradan uğraşmak istemedik. Fakat T-money kart yalnızca metroda değil otobüslerde, taksilerde, marketlerde falan da kullanılıyor. Kalan parayı markete girip harcarız diye düşünmüştük ama fırsatımız olmadı. Bir dahaki gidişimizde biz de daha tecrübeli davranırız artık 🙂

Genel olarak söyleyebileceğim tek şey şu; hava limanından sakın ola korkmayın. Her şey o kadar düzenli ve sistemli işliyor ki, kaybolmayı bırakın yolunuzu uzatmanız bile mümkün değil. Ayrıca hava limanı görevlileri çok sıcak ve yardımsever davranıyorlar. Sıkıntı olsa dahi çözüme kavuşturmak zor olmayacaktır.

Eveeeeetttt, artık metroya binip evimize gitme vakti gelmişti 🙂 Şimdi ev diyebiliyorum çünkü Seul’de geçirdiğim onca günden sonra gerçekten evim gibi hissettim kaldığım yeri. Gezimizin güzel geçmiş olmasının en önemli sebeplerinden biri de buydu belki de 🙂 Metro hattı direk olmasına rağmen tek kötü yanı yolun nerdeyse 1 saate yakın sürmesiydi. Taksi ile aynı mesafeyi yarım saat gibi bir sürede gidebiliyorsunuz. Aslına bakarsanız iki kişi olarak taksiyle gitmek de mantıklıydı fakat kalacağımız yerin tarifini metro üzerinden almıştık ve durumu riske atmak istemedik.

Metrodan inince müthiş bir kalabalığın arasına düştük. Hongdae’de bir cumartesi gecesi…

Etrafımızda Kore dizilerinden fırlamış kızlar, hepsinin yanında mutlaka erkek arkadaşları var. Onlar da Kore dizilerinden fırlamış erkekler sanki. Kalabalıktan bir miktar bunalmış olabiliriz fakat her yerde Korece kelimeler duymak son derece garip hissettirdi ve hepsi aynı estetik cerrahın elinden çıkma gibi görünen kızlara ve erkeklere bakakaldık 🙂 Kalabalığı yararak, peşimizde kocaman valizlerle güç bela çıkabildik metro istasyonundan. Sokağa adım attığımız anda Mai’nin yorgunluk ve uykusuzlukla karışık “Yaaa biz ne yaptık” dercesine bakışlarına maruz kaldım 🙂 Sokakta ilk karşımıza çıkan görüntü de şuydu;

20160903_194903

Daha öncesinden duygusuzcuk ile irtibatta olduğumuz için kalacağımız sevimli hostele giden yolu öğrenmiştik. Metrodan çıkınca hafif eğimli bir yokuşta yolculuğumuz devam etti fakat valizlerle biraz zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Yine de iyi ki o yolu yürümüşüz diyorum çünkü meşhur busking alanı ile ilk kez bu yürüyüşümüzde karşılaştık. Mai’ye heyecanla “Bak burası hep o bahsettiğim yer” dedim fakat Mai o kadar yorgundu ki “Hay senin buskingine” dercesine bezgin bir ifadeyle yüzüme baktı 🙂 O busking alanının hayatını baştan sona değiştireceğinden habersizdi tabi 🙂 Nihahahaha detaylar sonra 🙂

Yokuşumuzu da çıkıp bitirdikten sonra doğru olduğunu düşündüğümüz yoldan ilerledik fakat bir süre sonra hosteli bulamama endişesi içine girdik. Kore’de güvenliğinden şüphe edildiği için Google haritalar da kullanılmıyor, öylece kaldık ortada sizin anlayacağınız. Bir köşede durup ne yapsak diye düşünürken orta yaşlı bir amca yanımıza geldi ve az biraz İngilizcesiyle yardım etmek istedi. Kalacağımız yerin ismini söyledik, hemen Naver yardımıyla lokasyonu buldu ve beni takip edin dedi. Tam o sırada damarlarında Türk kanı akan Mai o anki konumumuzu Türkiye’deki arkadaşlara atmakla meşguldü. Hani olur da adam yüzünden başımıza bir şey gelirse son olarak nerde bulunduğumuzu bilsinler diye 🙂 Neticede hostelimizin olduğu sokağın başında duruyormuşuz zaten 🙂 Amca bizi sokaktan birkaç adım yürüttükten sonra hostelin tabelasını gördüm ve bir miktar Korece konuşarak adama “Aaa zaten burasıymış çok teşekkür ederiz” dedim. O dakika itibariyle “Ee sen zaten Korece biliyormuşsun” dedi amca. “Yok ben azcık Korece biliyorum dedim” Korece olarak. “Eee biliyormuşsun işte” dedi 🙂 Bu gezi ile Kore’den edindiğim tecrübelerden biri de şudur; Korelilerle üç beş kelime Korece konuşunca önce senin Korece konuşabildiğine şaşırıyorlar, sonra da seni müthiş akışkan şekilde Korece konuşabiliyormuş gibi kabul ediyorlar 🙂 Genelleme yapmak doğru olmaz fakat benim Korece konuştuğum herkes bana bu muameleyi yaptı, istisnasız.

Amcanın yardımıyla hostelimizi de bulduğumuza göre artık giriş yapıp odamıza çekilsek de biraz uyusak ne güzel olur değil mi?

Hostele girer girmez kendimizi tanıttık, sıcakkanlı bir arkadaşın görevli olduğu ana denk gelmiştik. Bir müddet muhabbet ettikten sonra bize odamızı gösterdi. Duygu ile henüz görüşememiştik çünkü Duygu hanım konser konser geziyordu 🙂 Odaya çıkınca hemen telefonlarımızı şarja takıp annelerimize “Anneeeeeeeğğğğğ  biz hostelimize de yerleştik birazdan uyku moduna geçeriz” şeklinde haber verdikten sonra hala nerde olduğumuza inanamayarak müthiş bir yorgunlukla kendimizi yastığa gömdük. Bir müddet sağdan soldan konuştuk ve saatlerimizin alarmını kurarak uykuya daldık.

Hala zaman ve mekan algımız tam olarak yerinde değildi.

Esas serüven sabah alarmı ile başladı.

Hayallere Yolculuk ~ Başlangıç ~

Herkese Merhaba;

Ne kadar çok zaman geçmiş bir şeyler yazmayalı….

Hayatın karmaşasında nefes almaya bile vakit olmuyor bazen, kaçmaya çalıştığımız yerlere uğramak için zaman bulamıyoruz. Tıpkı burası gibi…

Aslına bakarsanız hala yeterli vakti bulabilmiş değilim, fakat ben bunları yazarken dışarda hayal dünyasına yakışır şekilde yağan bir kar var ve böyle büyülü havaları hep çok sevmişimdir.

Evet, bunca zaman sonra tekrar geldim buraya. Sebebi, hayal dünyasında yolculuk etmiş olma şansını yakalamak mı yoksa o hayal dünyasından bir türlü çıkamamak mı bilmiyorum.

Hayalperest’in hayallerinden biri, belki de en büyüklerinden biri, gerçek oldu.

“Nasıl oldu, olurken neler yaşandı, olduktan sonra neler hissedildi?” sorularının cevabını kısım kısım paylaşacağım.

Ama her şeyden önce şunu bilmenizi isterim ki, olmaması için gerçekten pek çok engel çıktı. Hiç akla gelmeyecek şeyler yaşandı, daha ne yaşanabilir ki dedik ülkede darbe girişimi bile oldu. Pes etmek üzereydim, ettim hatta. Fakat hayallerime bu kadar yaklaşmışken, belki de hayatım boyunca ilk kez bu kadar yakın olmuşken pes etmek ve uzaktan el sallamak hiç hoşuma gitmedi. Var gücümle peşinden gittim, gerçekten istedim. Ve oldu. Çok şükür.

Güney Kore ve Japonya. Hayallerle süslü iki güzel ülke, hayallerimdeki kadar büyülü anlar…

Baktığınızda yalnızca 15 günlük bir gezi, başkaları için yorgunluk belki de, fakat bu süreçte yaşadıklarınız ve onlara kattığınız anlam tüm yaşananların size ait olmasını sağlıyor. Hayatım boyunca hatırlayacağım, huzur dolu, mutlulukla sarılı, ayaklarınız su toplasa da hiçbir acı hissetmediğiniz 2 hafta.

Ben hayallerimi gerçeğe çevirirken yanımda buna tanık olan yalnızca bir iki kişi vardı, şimdi onların hepsini size de açıyorum. Hayallerinize inanın diye, gerçekten düşlediğiniz şeyleri yaşayabileceğinize inanın diye. “O kadar kolay mı?” ya da “Daha çoook beklemek gerek” diye düşünenler olursa; ben bunun gerçekleşmesi için nerdeyse 10 yıl bekledim. Beklemek de hayalleri gerçekleştirmenin bir parçası değil mi? Doğru zamanda, doğru şartları yakalayınca oluveriyor. Peşine düşün, yapmak istiyorsanız yapabileceğinize inanın. Her ne olursa. Hayaller olmasa umudun bile yetemeyeceği şeyler var. Hayallerinizden kopmayın.

Öncelikle sürecin en başına gidelim. Başlangıç klasik aslında, çok hoş bir tur programı keşfedip hadi ne duruyoruz diyerek yola çıkmayı amaçladık. Aynı tur programına bir önceki yıl da gitmek istemiş fakat önümüze çıkarılan engelleri aşamayarak hayallerimizi ertelemiştik. Bu kez her şey uygun görünüyordu. Bütün ödemeleri ve gerekli işlemleri yaptık. Çoğul konuşuyorum çünkü başka bir hayalperest daha vardı yanımda, maihoshi. Her şey hazır gibi duruyordu ilk başta, fakat arka planda hala içimizde var olan bir kuşku. Bilmeyenler varsa, ikimiz de bir üniversitenin akademik kadrosunda görevliyiz. İzinlerin ayarlanması, 15+ günlük izin kullanılması, bu iznin kurban bayramından hemen önce kullanılmasının istenmesi (3 haftadan fazla olacaktı böylece), bunlar olurken aynı akademik birimden iki kişinin aynı süreçte ilgili birimde olmayacağı gerçeğinin çok saygı değer (!), müthiş anlayışlı (!) hocalarımız tarafından uygun görülmesi ve bunun gibi bir sürü irili ufaklı sıkıntı halledildi ama daha işin başında psikolojik olarak yorulmuştuk. Sonra yavaş yavaş birikim yapmaya başladık, aslına bakarsanız çok öncesinden bunun şakasını sürekli yapardık. Birbirimize çok ufak miktarlarda borçlansak dahi ben ona bu miktarı verirken “Al hadi Tokyo bileti için köşeye koy” derdim o da bana “Al hadi sen de Seul bileti için sakla” diyordu. Yani arka planda sadece şaka amaçlı söylenen şeyler günün birinde gerçek oluyordu, aman tanrıııığğğğğğmmmm 🙂

Yavaş yavaş beklenen güne yaklaşırken, 15 Temmuz 2016 sabahı pasaportlarımızı çıkarmak için başvurumuzu yaptık. O gün çok farklı şeyler düşündüğümü hatırlıyorum, sonunda son aşamayı da geçmek üzereydik. Ben bunları düşündükten birkaç saat sonra bütün ülkenin karışacağını nerden bilebilirdim?

Zaten ülkece kabus dolu bir gece geçirdik, ilk kez bu denli korktuğumu hatırlıyorum. Bütün hayatı baştan sorguladık bu süreç ve sonrasında, hala daha aşabilmiş değiliz bu durumu hatta. Allah bir daha öyle günler yaşatmasın, sahiplenecek tek bir vatanımız var sonuçta.

Bu darbe girişimi sonrası hemen yasaklar gelmeye başladı, ilk yasaklardan biriyse akademisyenler için yurt dışına çıkış yasağı oldu. Bizim için yani. Gitmemize 1 ay kala her şey iptal. Bu kez yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Demek ki bu yıl da oraları gidip görmek nasip olmayacak bize. Biz de diyorduk bu işte bir gariplik var, nasıl oldu da gidebiliyoruz oralara? 🙂

Bir müddet sonra çıkış yasağı rektör iznine bağlı tutuldu. Rektörler izin verirse gidişinize izin verilecekti. Ama o zaman da ne oldu dersiniz? Herkes o veya bu şekilde planını ertelemek zorunda kaldığı için tur iptal oldu. Şaka gibi.

Fakat biz kendimizi o kadar şartlamıştık ki! Aklımız almadı. Derken Mai başladı Avrupa şehirlerine bakmaya. Yok ben duramam bir yere gitmeliyiz mutlaka diyor 🙂 İş gereği her gün yoğun stres altındayız ve çok uzun süredir güzel bir tatil yapamamış olmak canımızdan bezdirmiş bizi artık 🙂 Ciddi ciddi Almanya ve çevre ülkelere bakmaya başladık. Ama bu kez işin içine vize giriyor. Mümkün mü o kadar kısa sürede o vizeyi çıkarabilmek?

Sonra bir akşam oturdum, hesap kitap yaptım. Tura ödediğimiz parayı bize iade etmişlerdi. Zaten hali hazırda tura yatırdığımız para ile gül gibi giderdik hayallerimizdeki şehirlere. Yalnızca zaman kısıtlamasından ötürü tatilimiz bir miktar kısaldı ama yine de 16-17 gün gibi bir süre ile burdan uzaklarda olabilirdik. Ertesi gün bu fikrimi Mai’ye açtım. İlk başta biraz uçuk geldi ona. Fakat ben bahsettikçe bir şekilde ikna oldu ve biz ciddi ciddi araştırmaya başladık.

O aşamada vazgeçseydik, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Vazgeçmedik.

15 gün, Kore ve Japonya.

Hemen rektörlük izni için başvurduk, uçak biletlerine bakmaya başladık. Bir taraftan gezebileceğimiz yerleri araştırıyor, diğer taraftan kalacak yer bakıyorduk. Ülkeler arası (Kore-Japonya arası) uçuşlar için de ayrı rezervasyonlar gerekecekti elbette.

Biz bu şekilde acaba olacak mı olmayacak mı diye düşünürken rektörlük izninin çıktığı haberi geldi. Yazılı belgeyi teslim almaya gitmeden, o heyecanla hemen İstanbul-Seul, Seul-İstanbul biletlerini aldık. Fakat hala gerçek gibi gelmiyordu.

Yazı elimize geçince biraz daha iyi idrak ettik durumun gerçekliğini. Sonrası heyecanla karışık tedirginlik, gerginlik. Seul-Tokyo uçuş biletini de hallettik. Tokyo’dan direk olarak Busan’a giden uçuşlar vardı. Dönüş için de Tokyo-Busan biletini aldık. Busan’dan Seul’e otobüsle gideriz diye düşündük, araştırdığımız kadarıyla sık sık sefer vardı ve otobüsler son derece konforluydu. Daha sonra detaylarına geleceğim elbette ama şu kadarını söyleyeyim, Türkiye’de hiçbir otobüste bu kadar rahat bir yolculuk geçirmedim, geçirebileceğimi de sanmıyorum. Üstelik de en ucuz bileti aldık, duyduğumuza göre konfor seviyesi çok daha yüksek otobüsler de varmış. Bizim gittiğimiz otobüs konfor seviyesi en düşük olanmış 🙂 🙂

Eveeeett, uçuşları hallettik de, nerede kalacağız biz?

Bu noktada booking.com baya bir yardımcı oldu. Gideceğimiz yerlere en yakın ve en uygun otelleri & hostelleri bulma konusunda gerçekten ideal bir internet sitesi. Fakat bazı rezervasyonlarda ödeyeceğiniz toplam miktarın bir kısmına önceden el koyuyor, bu konuda dikkatli olmalısınız. Seçeneklerde ön ödemesiz ve ücretsiz iptal seçeneği ile aratırsanız bu korkuyu yaşamak zorunda kalmazsınız. Zira benim başıma geldi, 1500 TL’ye yakın bir miktarı 1 hafta kadar bloke ettiler. Rezervasyonu iptal ettikten sonra 5-7 gün içinde parayı geri yatırıyorlar. Ama yine de birazcık dikkat ederseniz o stresi yaşamanıza gerek kalmaz.

Tokyo’da ve Busan’da kalacağımız yerleri booking üzerinden bulduk. Tokyo’daki otelimiz gerçekten güzel, temiz ve konforluydu. Üstelik turistik bir lokasyondaydı ve Tokyo’da karşılaştığımız Japon bir beyefendi bize o bölgenin pahalı bir bölge olduğunu söyledi. Buna rağmen öyle bir otelde uygun bir fiyata kalabildik. Detayları ilerleyen zamanlarda 🙂

Busan’da ise meşhur Haeundae bölgesinde bir otel bulduk. O bölge gerçekten çok lüks, pek çok tatil köyü ve 5 yıldızlı otellerle çevrili. Müthiş bir plajı var, Busan zaten harikaydı. Yalnız Busan’a indiğimizde otele doğru yürürken garip bir olay yaşadık, yeri geldiğinde onu da anlatacağım. Fakat otel genel olarak iyiydi, odamız baya büyüktü. Yine uygun bir fiyata kalabilmiştik. Seviyorum bizi 🙂

Seul’e gelirsek… Seul’de seçenekler bitmiyor, dolayısıyla eleme yapmak zor. Başlangıçta bazı hostellere göz kırptık fakat içimize sinmeyen şeyler oldu her seferinde. O sırada Kore’de bulunan duygusuzcuk ile fikir alışverişi yapalım derken onun kaldığı hosteli öğrendik. İnanın, Seul’e dair verdiğimiz en doğru kararlardan biri orda kalmak oldu. Seul’un üniversite gençliğince en yoğun ve en hareketli bölgesi Hongdae’de, çok sıcak ve sevimli bir yerdi kaldığımız hostel. Lobiye indiğinizde kendinizi Kore’ye gelmiş gibi değil de sanki Erasmus ile bir Avrupa ülkesine gitmiş gibi hissediyorsunuz. Herkes birbiriyle rahatlıkla sohbet edebiliyor, kalmaya gelen nerdeyse herkes İngilizce biliyor. Sadece Asya ülkelerinden değil Amerika’dan ve bazı Avrupa ülkelerinden de gelenler vardı. Çalışanlar da zaten Seul’e eğitim ya da turistik amaçlarla gelen genç bireylerdi. Dolayısıyla hostele dair her şey çok eğlenceli ve güzeldi. Duygu’nun da orda kalıyor olması büyük bir artıydı elbette. En önemlisi de Hongdae’nin en hareketli yerlerine 5 dakika yürüme mesafesindeydik. Kore dizilerinde sık sık rastladığımız ve hatta piyasadaki bazı idol gruplarının da arada performans verdiği meşhur busking alanı akşamları dolup taşıyordu. Rap yapanlar, dans edenler, çalıp söyleyenler, aklınıza ne gelirse. Sihirbazlık gösterilerine kadar her şey var. İnsanın içindeki gençliği hissettiren bir sürü sokak performansı. Cennete düşmüştük kısacası.

Kendimi tutamıyorum sürekli detaylarda boğulmak istiyorum ama her şey sırayla 🙂

Sonuç olarak kalacak yerleri de halletmiştik. Sadece beklemek kalıyordu geriye. Bir de daha fazla sıra dışı şeyler yaşanmasın diye dua etmek 🙂

Fakat şunu söylemeliyim ki, yolculuğun gerçekleşeceği gün üzerimde inanılmaz bir gerginlik vardı. Hayatım boyunca çok fazla seyahat etmiştim ama bu kez gerçekten her şey farklı hissettiriyordu. Korkuyordum galiba. Neden korktuğumu da bilmiyordum, tuhaftı. Gereksiz bir gerginlik vardı üstümde. Mai de aynı benim gibi hissediyordu. Sanırım hala idrak edemiyorduk olan biteni.

Havaalanında pasaport kontrolüne girmeden bir kahve molası verdik. Etrafta dünyanın bambaşka yerlerine gidecek olan insanlar… Biz de karıştık aralarına.

Zaman yaklaştıkça hareketlenmeye başladık. Elimizde İstanbul-Seul yazan bir bilet tutuyorduk. Pasaport kontrolüne girmeden harç pulumuzu aldık. Her şey hazırdı artık. Kontrolden de geçtikten sonra uçağımıza giden kapının olduğu kısma geldik. Etraf kalabalık, her taraftan Korece sesler geliyordu. Belli ki insanlar tatillerini yapmış ve evlerine dönüyorlardı. Bizse onların evleri olan şehre tatil için gidiyorduk. O an Mai ile birbirimize baktık ve “Ne yapıyoruz biz Allah aşkına?” dedik aynı anda 🙂 Hala gerginiz, hala o uçakla aramızda anlamsız bir ilişki var.

Kapılar açıldı, sıraya girdik. Uçakla aramızda sadece birkaç metre kalmıştı. Yavaş yavaş ilerledik.

Yolculuk başladı.

seoul

♕ BIGBANG’in VIP’si ♕

Herkese tekrar merhaba ~
Bu kez son zamanlarda sosyal medyada karşılaştığım pek çok olumlu/olumsuz olaylar nedeniyle birşeyler yazma gereği duydum. Çok derine inmeden zaten sizlerin de pek çoğundan haberdar olduğunuzu varsayarak başlıyorum dökülmeye 🙂

Öncelikle VIP olan/olmayan herkesin bildiği üzere, Bigbang 3 yılın ardından bolca emek ve zaman harcanmış tamı tamına 5 albümle geri dönüyor- ilk iki albümü M ve A ‘yı çıkardı bile 🙂

tumblr_nq61icJ1lD1ra6pslo1_500

1 yıl içerisinde yeni albüm çıkarmayan grupların bile “comeback yapamayan grup” olarak anıldığı bir sektörde, hayranları 3 yıl (hatta 3 yıl + 2 aydan biraz fazla) süre ile Bigbang’i bekledi. Elbette bu süre içerisinde her bir üyenin solo ve hatta bazen de duo olarak aktiviteleri devam etti ama bizler konserler haricinde Bigbang’i 5 kişi olarak yeni şarkılarla karşımızda göremedik.

Buraya kadar her şey tamam.

Peki bu kızın anlatmak istediği asıl şey ne?

3 yıl beklenen bir geri dönüşü nedense hiç de hayal ettiğimiz gibi yaşayamadığımızı – yaşamaya çalışsak da elimizde olmayan bazı nedenlerden ötürü hevesimizin kırıldığını hissediyor ve gözlemliyorum bir süredir.

Aslına bakarsanız her grup ve her hayran kitlesi zaman zaman aynı talihsizlikleri yaşıyor. Fandomlar arası laf dalaşlarından tutun, yayın kuruluşlarının adaletsiz bulunan tutumlarına kadar pek çok şey zannediyorum ki hepimizi zaman zaman mağdur etmiştir. Bu noktada VIP ailesini diğerlerinden ayıran tek nokta, Bigbang’e olan bakış açısı.

Bakış açısı derken pek çok şeyi ifade etmeye çalışıyorum aslında. Bigbang’in daha önce başına gelen talihsizliklerden bahsetmeyeceğim, merak edenler olursa önceki yazılarımı didik didik edebilir 🙂 Fakat bütün bu talihsizliklerde bizlere kendilerini, üzüntülerini, şaşkınlıklarını, hayal kırıklıklarını, özürlerini müzikleriyle ifade etmeye çalışan Bigbang’e yine müziklerine verdiğimiz değer ile sarıldık. Bigbang pek çok şeyi aştı şimdiye kadar. Bu gücün en büyük parçası da hiç kuşkusuz VIP ailesiydi. Ufacık bir olayla bile pek çok emeğin alaşağı edilebileceği K-pop sektöründe bizlere son derece kaliteli şarkılarla ulaşan Bigbang’in, bu durumu ister grup olarak ister sololar halinde devam ettiriyor olması bugüne kadar ayakta durabilmelerinin en büyük sebebiydi. Çünkü VIPler genel olarak buna değer verir, bu da herkes tarafından bilinir.

Elbette müzikle başlayan bu yolculuk Bigbang’i oluşturan 5 uçarı çocuğun VIPlere sunduğu bağlılıkla daha da kalıcı hale geldi. Yalnızca şarkıları dinlenen sanatçılar olmakla kalmayıp, pek çoğumuzun hayatına girdiler. En zor anlarda kafamızı dağıtabileceğimiz ikinci bir adres oldular bizim için. VIPlerin onlara olan desteği katlanarak arttıkça, onların da VIPlere duyduğu bağlılık ve VIPleri bunca zaman bekletmiş olmanın verdiği mahcubiyet arttı.

TOP_Sad

Uzun bir ara verildiği için geri dönüşleri efsanevi olmalıydı. Ama çabucak oldu bittiye gelirse VIPler bunca yıl beklemenin ardından memnun kalır mıydı?

Bu yüzden 5 ay boyunca yeni albümler, yeni şarkılar, yeni kliplerle bizlerin karşısına geçmeyi planladılar. Zaten yoğun olan programları iyice sıkıştı, üzerlerindeki baskı arttı, duydukları endişeler çoğaldı.

AMA!

Bütün bunların sebebi sadece ve sadece hayranlarına, VIP ailesine karşı hissettikleri sorumluluktu.

Elbette hayranları olmayanların da beğenerek dinleyeceği şarkılar ortaya çıkarmak bir taşla iki kuş vurmak gibiydi. Ama öncelikli hedef VIPlerdi elbette. Onların beğenmesi, onların dinlemesi, onların desteği, onların heyecanıydı.

Aslında bunu anlamak için üzerinde çok düşünmeye gerek yok. Hayranlarına verdikleri isme bakmanız yeterli.

tumblr_ndjlrteEDz1touccso6_500

Peki, Bigbang VIP’ler için bunca emek harcamışken, neden VIPler Bigbang’den kaynaklanmayan şeyler yüzünden Bigbang’in bizlerden beklediği heyecanı gösteremesin? Niye manasız şeyler için kendilerini üzsünler? Neden hayal edilen onca şeyin içine limon sıkılsın ki?

tumblr_static_5e8ul6bnm48w4g88c8wc40gkk

Bu sektöre adım atan herkes ciddi anlamda büyük bir gayret gösteriyor. Ortaya konulan emekler şapka çıkartılacak cinsten. Bu nedenle herkesin yaptığı işe saygı duyarak ilerlemek, söylemlerimizi de bu yönde yapmak bizlerin en önemli görevlerinden biri olmalı. Kimse kimsenin yaptığı işe hakaret etme hakkına sahip değil. Kimse kolayca ilerlemiyor yaptığı işte. Bir duvar örerken öylece yükselmesini bekleyemezsiniz. Tuğlaları birbiri üzerine dizmeniz gerekir. Tecrübe de böyle bir şey işte. Zamanla yükselir, çaba göstermeniz ve sabırlı olmanız gerekir. Kitlelere ulaşma başarısını göstermiş insanlara ya da gruplara ve yaptıkları, ürettikleri, ortaya koydukları işe öylece burun kıvıramazsınız. Sevmiyor musunuz? Dinlemeyin. İlgilenmeyin. Rahat bırakın. Bu kadar basit her şey 🙂

“İlk zamanlarımızda ödüller önemliydi. Birbirimizi en tepede olalım ve bütün ödülleri alalım diye motive ediyorduk. Ama zaman geçtikçe olaylara bakış açımız ve hedeflerimiz değişti. Ödüllerin o kadar önemli olmadığını farkettik. Ürettiğimiz müzik, bununla dünyamızı nasıl değiştirebildiğimiz, halkın gözünde kendimizi nasıl geliştirebildiğimizdi önemli olan. İlk sırada olamasak bile, geçirmeyi istediğimiz değişimler ve meydan okuduğumuz şeylere ulaşmak bizim için çok daha büyük bir anlam taşıyor.”

Ben demiyorum, bizim lider diyor 🙂

GD’nin burada anlatmaya çalıştığı şey ile bu yazıda anlatmak istediğim şey aynı aslında.

Bigbang’e “dünyamızı” nasıl değiştirdiklerini gösterelim.

Bizden sadece bunu bekliyorlar.

vip

Long Time No See

Ladies and Gentleman!

tumblr_nmygb36PLp1tgdnsto1_540

Bu da demektir kiiiiiiiiiii

Hayalperest is back 🙂

Gerçekten uzun bir süre oldu sizlerle konuşmayalı.

Ama dikkatinizi çekmek isterim.

Bigbang. Is. Back. BACK.

tumblr_nn80s3TGPe1usi9s9o4_250

Sevincimi anlatabilmem çok zor.

Bir de şöyle mi denesek 🙂

tumblr_m68m30tKbI1r916gk

Tamam zevzekliği bırakıyorum 😀

Upuzuuuuuuuun bir aradan sonra bir şeyler yazıyor olmak bana çok garip geliyor. Okumak da sizi garipsetiyor mu bilmem ama 3 yıl aradan sonra Bigbang dönüyorken hissettiğim heyecanı paylaşmasam olmazdı.

DUYMAYAN KALMADI DEĞİL Mİ?

BIGBANG GELİYOOOOOOOOOOOOOORRRR!!!!

tumblr_inline_nnan0dYnz61rd5fze_500

3 yıl, dile kolay. Hayır yahu, Kpop camiasını düşünürsek dile kolay bile değil. Bu 3 yılı her ne kadar solo albümlerle ve konser turlarıyla doldursalar da VIP camiası sabırla, özlemle, sabırla, heyecanla, sabırla Bigbang’i bekledi 🙂 🙂 🙂

VIPler olarak Bigbangle yaşadığımız fırtınalı ilişkide heyecanın zirve yaptığı yerdeyiz şimdi. Bu 3 yıl boyunca gerçekleşen sololar ve konser turları nedeniyle Bigbang’den çok da uzak değildik aslında – Her zamanki 9 bin kilometrelik farkı saymazsak- Fakat Bigbang’i “BIGBANG” olarak yepyeni şarkılarla görecek ve şarkıların posasını bile bırakmayacak kadar dinleyecek olmak, 5’i bir arada mutluluğumuzun 3 yılın sonunda bize ve Kpop piyasasına geri dönmesi basit cümlelerle tarif edilemeyecek kadar görkemli.

Bigbang’in yaşadığı ve daha önce benim de burada bahsettiğim tüm talihsizliklere fakat arkasından gelen MTV EMA gibi müthiş ödüllere rağmen 2012’deki “Still Alive” geri dönüşü, arka planda pek çok endişeyi barındırıyor-muş-.

Örneğin;

1 2 3 4 5 6

Tüm bu endişelere ve gelgitlere rağmen, onlar 5 kişi olarak bizlerin karşısında durmaya devam ettiler. Öncesinde yaşanan talihsizlikler nedeniyle 2012’de gerçekleşen comeback derin bir anlam taşıyordu.

2015’te gelecek olan bu geri gönüş ise bana göre 2012’dekiyle aynı derecede önemli. Üyelerin askerlik mevzularına falan girmiyorum -mümkünse o konuyu tamamen esgeçelim Saygıdeğer Kore Cumhuriyeti- fakat ortada 3 yıl var. Kpop adına gerçekten uzuuuuun bir zaman süreci. Bigbang’e mesafe olarak yakın olan hayranlar bu 3 yılı yine de dolu dolu geçirdiler diyebiliriz aslında. Ama bizler gibi kilometrelerce uzak olan, internet bağlantısı olmasa Bigbang’den haber dâhi alamayacak hayranlar için her zamanki gibi zor geçen bir süreçti. Ama bitti 🙂 🙂

Biliyorum ki sizler sevgili VIPler, evet evet sizler, bu süreç boyunca en az benim kadar YG başkana saydırmışsınızdır. Twitter anasayfamda onlarca kez YG’ye yöneltilen “Bigbang comeback yapacak mı?” sorusuyla karşılaştım ama her seferinde çeşitli röportajlar sayesinde şu kıvamda bir cevap alıyorduk.

IMG_20150405_123144_1

Tabi bu gibi cevaplar VIPlerin yaratıcılığını da artırıyordu. YG ile VIPlerin arasındaki o “kibar” ilişkinin arka planında tam da böyle bir durum yatıyor 🙂

BzQk5TXIYAAK4Yi

YG’nin açıklamalarından bir cacık olmayacağını bilen VIPler durumu kabullenmeye başlamıştı sizin anlayacağınız.

Kısacası comeback bizim için bir hayaldi. Herkes bir gün gerçekleşeceğine inansa da gerçekleşmeyebileceği fikrine alışmıştı sanki. Aslına bakarsanız gerçekleşmemesi için hiçbir sebep de yoktu ama o kadar uzun süre Bigbang’siz kaldık ki artık herkes bu duruma uyum sağlıyordu – her ne kadar bulduğu ilk fırsatta YG’ye çemkirmeye devam etse de 🙂

Bigbang’in comebacki ile ilgili verilen ilk tarih 2013 yılının Kasım ayıydı yanlış hatırlamıyorsam. Bizzat GD tarafından bir röportaj esnasında söylenmişti. Sonraları bu geri dönüşün tek bir parçayla yapılacağı atıldı ortaya. Gel zaman git zaman o konuşmaların üzerinden de 2 yıl kadar bir zaman geçti ve ben bu satırları Bigbang’in yeni şarkısı Loser’ı dinleyerek yazıyorum.

İnanılır gibi değil, değil mi? :)))

Bigbang’in dönüşü çok beklense de aniden oldu. Ya da bizler beklemeye alıştığımız için hiç beklemiyorduk 🙂 🙂 Gizemli teaser fotoğrafları ve bizlere sunulan bir dolu tarihin ne olduğunu daha çözememişken bomba gibi bir Dünya Turu tanıtım videosu ile karşı karşıya kaldık. İzleyen herkes Hollywood filmlerinin fragmanı gibi bir video olduğunu bilir. İzlemeyen kalmamıştır zaten.

Yoksa kaldı mı?

Kalmasın.

Bunu izlettiğim arkadaşlarımdan biri – o kendini şu an bunu okursa bilir- Quentin Tarantino alsa ya bunları demişti. Canım arkadaşım, yalnız değilsin 🙂 Bu teaserı Tarantino’nun “Reservoir Dogs” filmine benzetenler olmuş.

CCx7WcJVIAAYAGI CCx7XJQVEAA8wiq CCx7XPZUkAELx-5 CCx7XUQVAAAmT7m

Sadece bir konser turu videosu olması açısından bakarsak, Bigbang’in Kpop’ta neden “krallar” olarak anıldığını hemencecik anlayabiliriz 🙂
VIPlerin comeback heyecanı ile coşkusu tavan yapmışken, Bigbang’in 5 ay boyunca her ay en az 2 şarkıdan oluşan mini albümler çıkaracağını öğrenmek twitter anasayfamda kısa değil baya uzun süreli bir parti havası oluşturdu. Halay çeken mi horon tepen mi ne ararsanız var 😀

Bigbang’in dönüş için “MADE” kelimesini seçmesi de tesadüf değildi elbette. 2006’dan bu yana ne kadar çok çalıştıklarını, çabaladıklarını, her tökezlediklerinde geride kalsalar bile yola nasıl devam ettiklerini ve bugünkü “Bigbang”i nasıl buraya taşıdıklarını anlatmak için belki de en kısa ve öz kelime buydu. MADE.

CCwY6KvUsAARGAA

Şu parmak izlerini görüyor musunuz?

Screenshot_2015-04-24-10-05-34

Açıklamaya gerek bile yok sanırım 🙂

Peki bu “MADE” VIP ailesine nasıl yansıyacaktı?

YG bize bunu net bir şekilde anlattı.

CDaT4O-UsAAPEOe

Ayrıca YG’ye ne kadar kızsak da, şurada söylediği şey için, bunu söyleyebildiği için, kendisini azcık da olsa bu geç kalan comeback konusunda affedebilirim sanki 🙂

tumblr_nn7zj8HPKE1qk7bkio1_500

BIGBANG MADE YG.

Bigbang ne kadar çok şeyi başarmış aslında.

Evet dostlar. Rüya gibi gelse de Bigbang dönüyor artık. Hatta döndü bile. 5 kişi olarak bizlerin karşısında durmaya devam ediyorlar.

Screenshot_2015-04-26-19-35-27
Ne kadar süre böyle devam edecekler peki?

Sanırım bu sorunun cevabı bizlerde gizli Sevgili VIPler.

CDiAMjaWAAANukT

Peki, sizlere şunu sormak istesem?…

2015-04-25 11-48-54 Ekran görüntüsü

Liderin cevabı tam olarak bu.

7

Ya sizin cevabınız?

Bigbang olmak nedir sizce?

Bir Garip Ayrılık Hikayesi ~~~~ G-Dragon&Kiko Mizuhara

Yine uzun bir aradan sonra, yine hiç beklemediğim bir anda çıkan haberler doğrultusunda, yine yazmayı aklımın ucundan bile geçirmediğim bir şeyler yazıyorum 🙂

 

Herkese tekrar merhaba 🙂 Başınızı şişirmeye geldim 😀

 

Hazır mısınız?

 

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bu yazıyı yazarken bile yazacağım şeyler hakkında yeni gelişmeler olabilir ve yazıda yazacağım her şey birden tersine dönebilir ama yine de yazıyorum.

 

Konumuz ne mi? 5 yıllık bir efsaneyi -galiba- bu kez ciddi bir şekilde toprağa gömdük, suda boğduk, yaktık kül ettik.

 

tumblr_mzuuajHqmf1s4fnbho1_500-tileeee

 

 

Öncelikle bana göre hikayenin baş kahramanı olan Kiko’dan ve G-Dragon ile arasında olduğu konuşulan ilişkiden haberi olmayanlar için şuraya bir link bırakıyorum.

 

Sonra bana gelip; “Kiko mu? O da ne? Yeniyor mu?” diye sormayın 😀 😀

 

G-Dragon ve Kiko Mizuhara arasında olan bitenlerden haberiniz vardır diye düşünüyorum. Benim de daha önce haklarında uzuuuunca yazdığım gibi, ikilinin birlikte olduğu neredeyse kesindi ve artık onlar da bunu çok fazla saklama derdinde değillerdi.

 

Tabi ki ikisi de olayı ayrı ayrı reddetmişti ama, bazı şeyler “siz kimi salak yerine koyuyorsunuz?” dedirtecek kadar ortadaydı aslında.

 

Efenim, geçtiğimiz pazartesi günü twitter ve instagram kullanan ünlü isimler arasında daha önce pek sık şahit olmadığımız türden şeyler yaşandı, GD ve Kiko sağolsun 🙂

 

Kiko Mizuhara, G-Dragon’u; yani 5 yıldan fazladır birlikte olduğu düşünülen kişiyi; yani her yerde kaçak göçek görüştüğü ama açık açık sorulduğunda “Hmmm, he is my good friend” dediği kişiyi twitterdan takip etmeyi bıraktı ve çok daha ilginç olan şey ise, GD artık instagramda Kiko’ya ait kişisel hesabı (bu hesap sadece Kiko’nun takip etmesine onay verdiği kişiler tarafından takip edilebiliyordu) takip etmiyordu.

 

Şimdi burada 3 soru geliyor insanın aklına;

 

1) Kiko GD’yi twitterdan takip etmeyi bıraktıysa ve GD Kiko’yu instagramdaki özel hesabından kendi hür iradesiyle takip etmeyi bıraktıysa, GD neden Kiko’yu hala twitterdan ve Kiko’nun instagramdaki herkese açık olan hesabından takip etmeye devam ediyordu?

 

2) Madem bu ikili birlikte değildi, madem GD Kiko’nun sadece iyi bir arkadaşıydı, iki arkadaş arasında birbirlerini takip etmeyi bırakacak kadar ne gelişmiş olabilirdi ki herkesin tanık olacağı bir şekilde bu iki arkadaş birbirine rest çekmişti? Kiko’yu biraz takip eden herkes bilir ki gerçekten cana yakın, sevecen ve arkadaş çevresi çok geniş olan bir profile sahip. Neden onca arkadaş arasından GD’yi takip etmeyi bırakmıştı? Yoksa o arkadaşlık bir bahane miydi? Daha da açık söylemek gerekirse koca bir yalan mıydı?

 

3) Kiko Mizuhara, GD’yi takip etmeyi bırakabilecek kadar, hadi onu da geçtim bütün bu süreç içinde GD’yi bizim görebildiğimiz pencerede bu kadar yok sayabilecek kadar neye kızmıştı ya da kendine nasıl bu kadar güvenebiliyordu?

 

Hepsinin cevabını -kişisel yorumlarımla- üzerine yeni sorular ve cevaplar ekleyerek vereceğim 😀

 

14 Nisan 2014 günü twittera resmen bir bomba düştü. GD’yi yakından takip eden herkes tarafından doğruluğuna kesin gözüyle bakılan sevgilisi, Kiko Mizuhara, twitterda GD’yi takip etmeyi bıraktı.

 

Bunun öncesinde, neredeyse 1 aylık bir süreç içinde, GD’nin gerçekten çok depresif zamanlar geçirdiğini hem twitterda yazdıklarından hem de instagramda paylaştığı resimlerden anlıyorduk zaten.
Kimisi bunun nedeninin ne olabileceğini tartışıyordu, kimisi de nedeninin ne olduğunu zaten biliyordu.

 

Ben kendimi nedenini bilen kesim arasına dahil ediyorum.

 

G-Dragon daha önce hiç tanışmadığım, ama kendisini çok iyi tanıdığımı düşündüğüm biri.

 

Beni bilen bilir, GD’ye hayranlığın ötesinde bir saygım ve bağlılığım var. İş ahlakı, yetenekleri, ailesine ve arkadaşlarına bağlılığı, sahip olduğu güçlü imaj ve arkasında sakladığı küçücük çocuğun kalbi her zaman GD’yi neden bu kadar çok sevdiğimin cevabı oldu.

 

GD, çıkış yaptığı günden beri pek çok zorluk yaşadı. BIGBANG ile birlikte pişmiş tavuğun başına bile gelmeyecek şeyler yaşadılar. Ama GD her zaman güçlü durdu. İşle alakalı yaşadığı sıkıntıların hiçbirini sosyal ağlar üzerine taşımadı. İş denilince, müzik denilince GD her zaman güçlüdür, güçlü olur, hayranlarına da yaşanılan bu zorlukları duygu sömürüsü yapar gibi belli etmez. BIGBANG’in hiç bir üyesi şu ana kadar bunu yapmadı.

 

Ama GD nedense twitterda ve instagramda çok zor günler geçirdiğini bas bas bağırıyordu bizlere. Ya da birilerine. Ya da birine?!

 

G-Dragon, sahnede fırtına gibi esen ve her şeyin üstesinden kolayca gelebilen birisi. Ama Kwon Ji Yong küçüklerinin önünde bile saygıyla eğilen, büyüklerinin ondan övgülerle bahsettiği ve kendisinden duyduğumuz kadarıyla “İnsanların arasında ağlamasa da kendi başına kaldığında kolaylıkla ağlayabilen” yani etrafındakiler için güçlü dursa da kendi içinde kırılgan bir yapıya sahip.

 

Ve G-Dragon’un bütün o efsane şarkıları yazabilmesine neden olan en büyük şey aşk ve aşka olan bağlılığı. Onun aşkı yaşayış tarzının her zaman pek çoğumuzdan daha farklı olduğunu düşündüm. Bu konuda beni hiç yanıltmıyordu. Hep söylemişimdir, yazdığı şarkıların sözleri onun sevdiği insana hissettikleri açısından en doğru cevabı verir.

 

Şahsi fikrim de şu yöndeydi ki, GD Kiko’ya çok aşıktı.

 

GD’nin bütün o depresif yazıları yazmasına, bütün o üzücü fotoğrafları paylaşmasına sebep olacak tek bir şey vardı; AŞK.

 

Ben olası bir ayrılığın ilk sinyalini 15 Mart 2014 tarihinde instagramda gerçekleşen bir olay ile aldığımı düşünüyorum aslında.

 

GD, instragramda Kiko Mizuhara’nın onlarca fotoğrafını beğenmişti daha önce. GD’nin her fotoğraf beğenişinde bazı GD hayranları Kiko’ya aklınıza gelebilecek her şeyi yazıyordu instagramdan. Ama Kiko hiç birini umursamadan, cevap bile vermeden işine gücüne devam ediyordu. Açık söylemek gerekirse Kiko’nun o hakaretleri eden hayranları takmayışı çok da hoşuma gidiyordu benim. Yani bir insanı yargılamak için sebepleriniz olabilir ama bu ne ona hakaret etmeyi gerektirir, ne de onun özel yaşamındaki bir insana duyduğunuz hayranlık nedeniyle ona bu tür şeyler yazma hakkını size verir.

 

Kiko Mizuhara benim de çok sevemediğim biri aslında. Ama bu tamamen yaşadığı hayata ve işine duyduğum saygıyı yerle bir etmesinden kaynaklanıyor. Keşke bazı şeyler bu şekilde gelişmeseydi, o zaman GD’ye en çok yakıştırabileceğim isimlerin başında gelirdi. Özellikle bu kadar güzelken ve GD onu bu kadar severken 🙂

 

Yine konuyu böldüm değil mi? İşte 15 Mart 2014 tarihinde yaşanan şey, daha önce hiç yaşanmamış bir şeydi. Kiko genelde kendisine gelen hediyelerin fotoğrafını çekip instagrama yükler. GD de bazılarını beğenir hatta. O gün Kiko yine kendisine hediye edilen ayakkabıların fotoğrafını çekip instagrama yüklemişti, GD de beğenmişti.

 

Sonra tuhaf bir şey oldu.

 

GD fotoğrafı beğendikten sonra Kiko o fotoğrafı sildi.

 

BisZAWICcAAMM6m Bivq3PdCAAANHPw

 

Pek çok kişi Kiko’nun dedikoduya sebep olmak istemeyeceğini düşündü.

 

Pardon?

 

Siz herhalde bu ikili hakkında hiç bir şey bilmiyorsunuz 🙂

 

Dedikodulardan korksalardı 5 yıldır bu kadar aşikar şekilde orda burda buluşmazlardı herhalde değil mi? GD’nin fotoğraf beğenmesiyle dedikodu çıkacaksa Kiko’nun instagram hesabını ilk açtığı günden beri fotoğraflarında haftalık rutin temizlikler yapması gerekiyordu o zaman 😀 😀 GD’nin beğendiği bütün fotoğrafları silse fotoğrafların üçte ikisi gider zaten 😀

 

Bazıları da Kiko’nun, kendisine hakaret eden GD hayranlarıyla uğraşmak istemediği için fotoyu anında sildiğini söylediler. Kiko’nun bu kızgın hayranlarla o kadar çok tatsız tecrübesi oldu ki, eğer o hayranları taksaydı şimdiye kadar o instagram hesabını toptan silerdi zaten. Ayrıca hakaret edecek olan GD’nin fotoğrafı beğenmesini beklemez, gider başka fotoğrafların altına da yazar ne yazacaksa. Zaten Kiko’nun her resminin altında rahatlıkla bu tür cümlelere rastlayabilirsiniz.

 

Bu iki teori de bana göre anlamsızdı. O zaman ne olabilir diye düşündüğümde, aralarında bir tatsızlık olabileceği fikrine kapıldım.

 

Çok kısa bir süre sonra da, GD twitterda ve instagramda paylaştığı şeylerle beni doğruladı zaten.

 

Hiç üşenmedim, bütün o resimleri ve twitter yazılarını tek tek düzenledim. Kısa bir hatırlama olsun hepimiz için 🙂

 

1

 

Burada benim en çok dikkatimi çeken “HAVE FAITH” oldu. Aslında bunu çevirirken çok düşündüm çünkü faith inanç anlamını da taşır ama literatürde kabul edilen şey herhangi bir olguya duyulan güven. İnsanlar inançlarına duydukları güveni dile getirmek için de bu kelimeyi kullanıyorlar. Yani burda “Güveniyorum/ Güvenim var” gibi bir şey söylenmiş, GD de bunu retweetlemiş.

 

Sizce de ilginç değil mi? “Güveniyorum” ? Sanki güveninin zedelendiğini düşündüren bir şeyler olmuş gibi.

 

2

 

GD’nin paylaştığı şarkılardan ilki yani “Something About Us”, şarkı sözleri açısından çok yalın ama çok şey anlatıyor.

 

“Doğru zaman olmayabilir,
Ya da ben doğru kişi olmayabilirim.
Ama hakkımızda söylemek istediğim bir şey var.
Çünkü ne olursa olsun aramızda bir şeyler var.

Sana hayatımdaki her şeyden daha çok ihtiyacım var.
Seni hayatımdaki her şeyden daha çok istiyorum.
Seni hayatımdaki her şeyden daha çok özleyeceğim.
Seni hayatımdaki her şeyden daha çok seviyorum.”

 

Diğer şarkıysa GD’nin çok sevdiğini bildiğimiz bir şarkı. Hatırladığım kadarıyla GD daha önce Bruno Mars’ın tek bir şarkısını paylaşmıştı, o da yine bu şarkıydı.

 

 

“Aynı yatak ama şimdi daha büyükmüş gibi hissettiriyor.
Şarkımız radyoda çalıyor ama kulağa aynı şekilde gelmiyor.
Arkadaşlarımız senin hakkında konuştukça bu beni parça parça ediyor.
Çünkü adını duyduğum zaman, kalbim azar azar kırılıyor.

 

Sana çiçekler almalı ve elini tutmalıydım.
Şansım varken, tüm zamanımı sana vermeliydim.
Seni her partiye götürmeliydim çünkü tüm yapmak istediğin dans etmekti.
Şimdi bebeğim dans ediyor,
Ama başka bir erkekle…

 

Gururum, egom, ihtiyaçlarım ve bencilce davrandığım her şey,
Senin gibi iyi ve güçlü bir kadının hayatımdan çıkmasına neden oldu.
Şimdi batırdıklarımı asla temizleyemem.
Bu, gözlerimi her kapatttığımda beni mahvediyor.

 

Acıtıyor olsa da ilk söyleyen ben olacağım.
Hatalıydım.
Biliyorum; çabalamak için ve hatalarımı düzeltmek için,
Muhtemelen çok geç kaldım.
Ama sadece bilmeni istiyorum.

 

Umarım sana çiçekler alır ve ellerini tutar.
Şansı varken tüm zamanını sana verir.
Seni her partiye götürür, çünkü dans etmeyi ne kadar çok sevdiğini hatırlıyorum.
Senin erkeğinken yapmış olmam gereken herşeyi yapar…”

 

Aslında şarkının sözlerini böyle uzun uzun yazmayı düşünmemiştim ama bu şarkıyı o kadar çok severim ve öylesine bıkmadan dinlerim ki, neler anlattığını ve ne kadar derin bir şarkı olduğunu tekrar tekrar görelim istedim.

 

Sanırım dünyada insanın başına gelebilecek en kötü şey bu — pişmanlık.

 

Sevdiği kadını kaybeden bir adamın pişmanlığı….

 

Tabi ki GD ve Kiko arasında nelerin yaşandığını tam olarak bilemediğimizden bu şarkının onlara ifade ettiği anlamı da çözmemiz biraz zor. Ama bu şarkı GD için çok özel bir şarkı olmalı ki, daha sonra gittiği Bruno Mars konserinde bu şarkının canlı videosunu çekip instagramda paylaştı. Hatta bakın, şöyle de enteresan bir tesadüf olmuş. GD’nin modelliğini yaptığı bir firmanın katalog çekimi ve GD’nin üstündeki tişörtte bu şarkının sözleri;

 

 

BlKcY3uCAAANOqr
“Başka bir erkekle dans ediyor”

 

Şimdi gelelim GD’nin bahsettiği o utanç verici tweetlerine 😀

 

saçmas

hhhh saçma

 

 

GD, twittera gerçekten çok anlamsız şeyler yazdı bir gece. Öyle ki, GD’nin tweetlerini Korece’den İngilizce’ye çeviren 3 ayrı twitter çevirmeni bile -Koreli olmalarına rağmen- GD’nin ne demek istediğini anlamadılar.

 

Bj_aZMqCEAAfSHN

 

 

GD ertesi gün uyandığında -daha doğrusu ayıldığında- yazdığı şeyleri görüp utandığına dair bir tweet attı. Bana kalırsa bunun tek bir açıklaması var. GD sarhoşken telefonu eline almış ve twittera girmişti 😀

 

Sonraki günlerde şöyle tweetler ve retweetler geldi GD’den.

3 4

 

“BLUE” için bir açıklama yapmak istiyorum. GD instagramda kendisinin bir resmini paylaştı. Arka fon maviydi. Tabi BIGBANG’in Blue isminde harika bir şarkısı da var bildiğiniz üzere. Bazıları GD ona ithaf yapıyor sandı ama bana kalırsa GD’nin anlatmaya çalıştığı tek bir şey vardı o da üzgün olduğuydu. Çünkü Blue İngilizce’de “hüzünlü, kasvetli, üzgün” ruh hallerini anlatmak için kullanılır.

 

5

 

Daha sonraları attığı tweetlerde Bruno Mars’ın konserinden paylaştığı videoyu görebilirsiniz.

 

6
Ama burda da bana göre en dikkat çekici olan şey, Tablo’nun yazdığı “Yuvaya Dönüş” tweetini retweetlemesi oldu.

 

GD bu tweeti retweetlediğinde hali hazırda Kore’deydi. Ama ertesi gün konser için Japonya’ya gidecekti.

 

Ve tabi GD’nin paylaştığı o Japonca şarkı.

 

Şarkının sözleri çok manidar. Şarkımızın baş kahramanı, sevdiği kadına hissettiklerini anlatırken hem kendisini hem de sevdiği kadını bu dünyaya ait olmayan iki uzaylıya benzetiyor. Bana göre şarkıda geçen en vurucu sözler ise şunlar;

 

“Hadi dans edelim, son kez… Üzücü haberler almadan önce”

 

Hatırladığım kadarıyla GD ilk kez Japonca bir şarkı paylaşıyordu 🙂

 

Tabi bu şarkıyı #hatırla ve #anılar etiketleriyle paylaştığı için, ben de ister istemez bu şarkının GD için bir hikayesi olduğunu düşündüm. Japonya’ya gittiğinde bir şeyleri hatırladığı ve bu şarkıyla birine o anıları hatırlatmaya çalıştığı, mesaj verdiği geçti aklımdan. Zaten sonuna eklediği “Osaka modu/ Osaka’da atmosfer” cümlesi de başka bir şey düşünme şansı tanımadı bana 😀

 

Derken şöyle bir şeye rastladım;

 

tumblr_n45z9n4T0L1rbrx2uo1_500

Meğer bu şarkıyı Kiko geçtiğimiz Ekim ayında twitter adresinde paylaşmış zaten.

 

Şimdi #hatırla ve #anılar daha çok netleşmiştir diye düşünüyorum.

 

Ayrıca bu zaman diliminde GD’nin bir arkadaşıyla arasında geçen twitter konuşması da şuydu;

 

tumblr_n3d6t99XHl1qzjb8ko1_500

 

Evlenen ve çocuk sahibi olan insanları gördükçe bir kız arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünen sadece Peter Chun değilmiş sanırım 😀

 

GD’nin twitterda paylaşıp sildiği bir fotoğraf vardı ayrıca. Fotoğrafa bakınca gözünüze ilk çarpan bir papatya.

 

BkqFfB0CcAARFKe

 

 

GD bu fotoğrafı yükler yüklemez sildi. Silinecek türden bir fotoğraf da değildi üstelik. Böyle durumlarda insanın aklına direk olarak “Kime ne anlatmak istedi bu şimdi?” gibi şeyler geliyor.
Papatya olması da ayrıca ilginç.
Neden diye sormayın, cevabını vereceğim birazdan 😀

 

GD twitterda olduğu gibi instagramda da boş durmadı tabi. Bazı “çok anlamlı” fotoğraflar paylaştı.

 

GD insta 1 GD insta 2 GD insta 3 GD insta 4

daisy mem1 mem2

 

Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu;
GD üzerinde rengarenk yazılar olan resimlerin ikisini de sildi. Birini yükler yüklemez, diğerini ise Kiko’nun ona yaşattığı twitter ve instagram buhranından hemen sonra.
Bir de o siyah-beyaz papatya resmi. O resim de yüklendikten yaklaşık 2-3 hafta sonra silindi. Yine aynı buhran sebebiyle.

 

Bana kalırsa GD’nin yüklemediği ama beğendiği resimler bu olay hakkında çok daha fazla ipucu veriyordu bize.

 

tumblr_n3jkh3MFIO1sjzs3yo1_500

Adsız Adsız2BkDOFxuCUAAYnp3 Bi2_TQzCEAA7MHM
Bj9PmFxCQAAgBEF Bk9UlQWCAAA3xwt BkDbsDKCcAAGo1B BkDdAHvCMAAgQlF
BkEJDxzCMAECNJv BkG03-TCUAAfweb BkGLeAWCAAAW46L
BkGO9djCMAE9VEo BkL8uhyCMAMpZPg

 

 

GD’nin yaklaşık bir aylık depresyonuna şahit oldunuz efenim 😀

 

Pekiiii; GD böyle depresif bir haldeyken, uğruna depresyona girdiği kadın nasıl bir ruh halindeydi diye merak ediyorsunuz değil mi?

 

İsterseniz size çok hızlı bir cevap vereyim hemen.

 

 

İşte tam olarak böyle bir ruh hali içindeydi.

 

Bu süreç içerisinde Kiko hakkında aklımda kalan tek şey, GD bu kadar ölmüş bitmiş mahvolmuş halde takılırken Kiko’nun sanki hiçbir şey umrunda değilmiş gibi; çalıştığı, gezdiği, yediği, içtiği, “dünya yansa bana ne” gibi bir ruh haline sahip olduğu ve aklınıza gelebilecek her türlü “mutlu” anı bizlerle paylaştığı.

 

k i 1 k i 2 k i 3 k i 4 k i 5 k i 6 k i 7

 

 

Hatta adamın birinin bacağındaki Pikachu&Hello Kitty karması dövmeyi paylaşacak kadar normaldi Kiko için her şey 😀

 

k i 8

 

k twt 1 k twt 2

 

Elbette çalışacak, elbette yiyip içecek, gezecek ama bir taraf kendini bu kadar parçalarken diğer tarafın sanki inadına her şey mükemmelmiş gibi davranması fazlasıyla itici.

 

Bu süre zarfında ikilinin twitterda paylaştığı şarkılar bile çok tezattı.

Feel

 

“İyi hissediyorum.
Böyle olacağımı biliyordum.
Yapmam gerektiği gibi kendime göz kulak oldum.
Çünkü kimsenin beni yaralayabileceğini düşünmüyorum.
Bu dünyada hiçbir şey beni geriye döndüremez.”

 

İşte Kiko’nun paylaştığı şarkının özeti bu şekilde.

 

Kiko GD’yi twitterdan takip etmeyi bıraktı.
Aynı gün;
GD, Kiko’ya ait olan “özel” instagram hesabını takip etmeyi bıraktı.
—mı acaba?—

 

Kiko GD’yi takip etmeyi bıraktığı gün herkes aynı şeyi düşündü. Kiko GD’yi twitterdan takip etmeyi bıraktığı için GD de misilleme yaparak Kiko’nun özel hesabını takip etmeyi bıraktı.

 

Ama aynı GD, Kiko’yu hala twitterdan takip ediyordu. Kiko’nun herkese açık olan instagram hesabından da…

 

Peki GD ne yapmaya çalışıyordu?

 

Neden hesapların yarısını takip etmeyi bırakmış, yarısını da hala takip ediyordu?
Bana sorarsanız bunun tek bir cevabı var.

 

Çünkü GD’nin henüz olan biten hiçbir şeyden haberi yoktu.

 

Kiko GD’yi twitterdan takip etmeyi bırakmıştı ve instagramdaki kişisel hesabından da engellemişti.

 

Bu aklıma geldiğinde ilk başta ben de “uçma hayalperest uçma!” diye kendime kızdım ama GD’yi biraz olsun tanıyorsam bu böyleydi.

 

Nitekim; GD ertesi gün uyanıp da Kiko’nun hesabına erişemediğini, twitterdan da Kiko’un artık onu takip etmediğini görünce Kiko’yu hem twitterdan hem de herkese açık olan instagram hesabından takip etmeyi bıraktı.

 

Ayrıca daha önce bahsettiğim “MEMORIES” fotoğrafını ve “huzur&umut” temasıyla paylaştığı siyah beyaz papatya fotoğrafını instagram hesabından sildi.

 

BlPfzMiCUAAFaOf

BlPanK5CcAIrDEf

 

Papatya, çok belli ki, Kiko’ydu.

 

ec3bb0439e7fdc2d62fc770bb2acc793 tumblr_inline_mtmhzjWYGc1rruxx6

 

Engelleyen de Kiko’ydu.

 

Kiko GD’ye öyle büyük bir rest çekti ki; benim asıl inanamadığım şey, Kiko GD’yi engellediği gün kardeşi Yuka’nın da GD’yi engellemesi oldu –hala bunun olduğuna inanamıyorum-

 

Yuka, GD’nin sosyal ağlardaki hiçbir hesabını takip etmiyordu artık. GD de Yuka’nın hesaplarını takip -edemiyordu-

 

Bütün bu olanlara rağmen Kikogillerden olduğunu düşündüğüm GD’nin ablası Dami, hem Kiko’yu hem de Yuka’yı takip etmeye devam ediyordu ve hala da ediyor.

 

Peki ne olmuştu da bütün bunlar hepimizin gözleri önünde yaşanmıştı?

 

Tamamen kendi fikirlerim doğrultusunda cevap verdiğimi hatırlatarak yazmaya başlıyorum.

 

Bir kere her şeyden önce şunu söylemeliyim ki; ikilinin arasında her ne yaşanmışsa, kabahatli olan taraf GD. Hepimizin gözü önünde, alenen yaptığı onca şey bunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Kiko’yu geri kazanmaya ve kendini ona affettirmeye çalışan bir GD gördük bu zaman sürecinde.

 

Kiko’nun bu umursamaz halleri bile belki de bu noktaya dayanıyordu. GD böylesine mutsuzken Kiko herşey güllük gülistanlıkmış gibi davranarak GD’ye “Ben böyle daha mutluyum” mesajı vermeye çalışıyordu.

 

Her ne olursa olsun, bu “takip etmeyi bırakma & engelleme” olayları biraz saçma değil mi diye düşünüyor olabilirsiniz.
Açıkçası aynı şeyi ben de düşündüm.
Üstelik bahsettiğim gibi, Kiko son derece geniş bir arkadaş çevresine sahip ve mezhebi de arkadaş çevresiyle doğru orantılı olacak şekilde geniş 😀 Tabi ki net sınırlar koyamayız ama bana kalırsa GD’yle ayrılsalar bile GD’nin varlığı Kiko’yu rahatsız etmezdi.
Peki o zaman niye GD’yi takip etmeyi bıraktı ve engelledi?
İşte bunun tek bir açıklaması olabilir.

 

İki ünlü isim… Birlikte oldukları düşünülüyor… Sürekli birlikte yakalanıyorlar.
GD, bazı şarkılarla Kiko’nun gerçekten hayatında olduğu ipuçlarını veriyor.
Her yılbaşı neredeyse birlikte geçiyor.
Gizli buluşmalarından duvara birlikte kalpler çizdikleri fotoğraflar sızıyor.
Kiko, GD’nin konserlerine gitmekten ve ailesiyle birlikte görüntülenmekten çekinmiyor.
Bütün ilişkileri, her ne kadar reddetseler de, herkesin gözü önünde yaşanıyor.
Dolayısıyla böyle büyük bir adım atılmadan önce çok şey yaşanmış ve çok şey düşünülmüştür gibi geliyor insana.
Demek ki, Kiko GD’yi gerçekten ama gerçekten hayatında istemiyordu ve bu konuda GD’yi bir türlü ikna edemiyordu.
Bir düşünün… Bizlerin gözü önünde bile bu kadar melankolik takılan bir adam, uğruna bunları yaptığı kadınla arka planda daha neler yaşıyordu kimbilir…
Bu “takip etmeyi bırakma & engelleme” olayı, Kiko’nun GD’ye “Kararımda bu kadar ciddiyim” deme şekli..

 

“Kararımda, seni herkesin gözü önünde hayatımdan çıkarmayı göze alacak kadar ciddiyim”
“Bunun geri dönüşü yok”
“Bu kez son”

 

Hem kendi listesinden, hem de GD’nin irtibatta olduğu aile bireylerinin hesaplarındaki takip listesinden GD’yi çıkarıyor olmaları çok net bir mesaj.

 

Peki herşey twitter ve instagram sayesinde bu kadar gözümüzün önünde yaşanmışken, bunlar olup bittikten sonra ikilinin twitter ve instagram hesaplarının akıbeti nedir diye sorarsanız;

 

Kiko hiçbir şey yokmuş gibi paylaşımlar yapmaya devam ediyor.

 

k t sonrası 1

k  i sonrası 1k i sonrası 2k t sonrası 3

 

 

GD ise instagramda henüz hiçbir paylaşım yapmadı. Twitterda ise geçtiğimiz günlerde Güney Kore’de yaşanan gemi faciası nedeniyle trendlerde olan bir etiket paylaştı ve felsefik bir cümle içeren bir retweet yaptı.

 

jshds
Yalnız bu retweette manidar olan bir şey vardı.
Retweet yaptığı kişi, Kiko’nun en yakın arkadaşıydı.

 

Garip bir ayrılık hikayesi değil mi? 🙂

 

Bu ayrılık tabi ki ilk ayrılıkları değil.
Yalnızca benim 3 yılda 3. kez tanık olduğum GD-Kiko ayrılığı oldu, ayrıca 2010 yılında da neredeyse 1 yıla yakın bir ayrılıkları olduğu konuşuluyor.
Ama hiçbirinde ortam bu kadar gerilmemişti sanırım.
Hiçbirinde birbirlerine bu kadar net ve sert mesajlar vermemişlerdi.
Ya da o zaman twitter ve instagram kullanmadıkları için durum böyleydi 😀 😀 😀

 

Bu durumun geri dönüşü olur mu bilmem. Sanki bu kez yolun sonuna geldiler gibi.
Ama GD bu işin peşini kolayca bırakır mı ondan da emin değilim.
Bir bakmışız bir gün herşey eski haline geri dönmüş.
Olabilir.

 

Yine de düşündüğümü söylemekten geri duramayacağım.

 

Kangren olan kolu keseceksin derler ya hani. Bir ilişki bu kadar yamayla daha ne kadar giderdi bilemiyorum.

 

Sanırım ikisi için de böylesi daha iyi.

 

GD ve Kiko ilişkisi hakkında yazdığım yazıyı bitirirken sizlere bir soru sormuştum hatırlıyor musunuz?

 

Sanırım o sorunun cevabını biliyoruz artık.

 

Kiko, Lady Dragon olamadı.

 

 

GÜNCELLEME :

Kiko, Lady Dragon olamadı. -mı acaba?-

 

Yazıyı hazırlarken her şeyin ben daha yazarken bile değişebileceğinden bahsetmiştim.

Sadece 1 hafta oldu ama pek çok değişikliği gördük geçirdik bu süreçte.

GD instagramda herkesi unfollowladı, sonra tekrar bazılarını takip etti, sonra tekrar unfollowladı.

Twitterda bir kaç paylaşım yaptı.

Kiko zaten instagramı ve twitterı aktif kullanıyordu, öyle de devam etti.

 

Derken, GD’nin gizli instagram hesabı ortaya çıktı.

Bu hesaptan GD’nin Kiko ve kardeşi Yuka’yı takip ettiği ortaya çıktı.

Sadece onlar da değil, hesabında takip ettiği kişilerin nerdeyse tamamına yakınının Kiko’nun arkadaş çevresi olduğu hala bir bir ortaya çıkartılıyor 😀

Ama hepsinden önemlisi; GD geçtiğimiz gün yani 25 Nisan’da, bu olaylardan sonra ilk kez gülümsediği bir fotoğrafını bizlerle paylaştı ve herkesin yüreğine su serpti.

Derken, dün yani 26 Nisan’da Kiko’nun bir arkadaşı kendi instagram hesabından Kiko’nun fotoğrafını paylaştı. İşte fotoğraf bu;

 

BmI4n8jCYAEobYD

Kiko da kendine ait özel hesabından bu fotoğrafı beğendi ve yorum yaptı. Hemen ardından o fotoğrafı GD de kendi özel hesabından beğendi. Fakat bazı kaba saba hayranlar bu durumu farkedip GD’yi fotoğrafa etiketleyerek hoş olmayan şekilde konuşmaya başlayınca GD fotoğraftaki beğenisini hemen geri aldı.

 

İşte buyrun, GD’nin beğenisi -öncesi ve sonrasıyla-

BmI1dCRCEAEvCtO

 

Gördüğünüz gibi beğenisi, beğenenler kısmında görülürken birden bire kayboldu 🙂

GD beğenisini geri aldı ama Kiko’nun arkadaşının olan o hesabı takip etmeye başladı ve hala ediyor.

Ardından da fotoğrafı yükleyen kişi, bütün o kaba yorumları kaldırdı.

 

Eee yani sonuç olarak derseniz 🙂

 

Kiko’nun kendi özel hesabıyla o fotoğrafı beğenip yorum yaptıktan sonra, GD’nin aynı fotoğrafı özel hesabıyla beğenmesi demek, Kiko’nun özel hesabını takip ediyor olması demek.

Çünkü ayarları gizli olan hesapların yaptığı yorumları ve beğenilerini yalnızca takipçileri görebilir.

Kiko o fotoğrafa yorum yaptıktan hemen sonra -eğer GD’ye malum olmadıysa- GD kendi zaman akışında bu yorumu görüp profile tıklamış ve resmi beğenip o adresi takip etmiş.

GD o hesabı daha öncesinde takip ediyor olsa, Kiko’ya gerek kalmadan fotoğrafı gördü diyebilirdik.

Diğer arkadaşlarının hesapları üzerinden gördü diyelim? Ama diğer arkadaşlarının bu fotoğrafı Kiko’dan önce beğenmiş olması gibi bir durum da yok ortada.

Zamanlamalar birbirine çok uygun. Kiko yorum yapıyor, GD fotoğrafı beğeniyor. 1-2 dk içerisinde oluyor bunlar.

Adresi Kiko’nun yorumundan sonra takip etmeye başlaması da biz hayranlara ikilinin tekrar irtibatta olduğunu düşündürdü.

GD’yi sosyal ağlardan unfollowlayan Kiko, tekrar kendi özel hesabını takip etmesine izin verdi yani. (yüksek ihtimalle -hala kesin konuşamıyorum-)

Ayrıca GD’nin Japonya’da Kiko ile bir arkadaş partisinde görüldüğünü söyleyenler de var. Kiko’nun o partiden birkaç poz resmi geldi ama henüz GD’nin o partiden sızan bir resmi yok 🙂

 

Gelelim 9 Mayıs 2014’e. Lafı uzatmadan sizi şu videoya doğru alayım 🙂

2:28 civarlarına bir adet tık lütfen.

 

 

Duydunuz mu?

 

Duymadıysanız bir de şunlara bakın o zaman.

 

tumblr_n5caf5Nv5k1r53jvoo1_250 tumblr_n5caf5Nv5k1r53jvoo2_250

 

-GD, Kiko’yla mı çıkıyordu?

-EVET.

 

Bir önceki yazımda bahsettiğim bulmacanın eksik parçasını tamamladık mı? 🙂

 

————- Kiko’nun 13 Mayıs 2014 tarihli twitter paylaşımları ————-

 

Kiko, GD hayranları tarafından ne kadar yıpratılırsa yıpratılsın, hiçbir zaman elle tutulur bir açıklama yapmayan daha net bir ifadeyle bu tarz şeyleri kafaya takmayan bir görünüm sergilese de, 13 Mayıs’ta attığı bazı twitler ile hepimizin kafasını karıştırdı.

 

k

 

Twitleri gördüğümüzde “ne diyor bu şimdi?” diye düşünsek de aslında ne demek istediği resmin en üstünde gördüğünüz son attığı twit ile ortaya çıktı.

 

k y

 

Son twite bakın, bir hayranı Kiko’nun paylaştığı bu emojilere -hepimiz gibi- anlam veremeyip Kiko’ya “Twitlerini anlamadım” diyor ve Kiko bunun üzerine yeni emojiler paylaşıyor.

 

“Erkek arkadaşım ve ben birlikteyiz = Artık değil”

“Erkek arkadaşım ve ben ayrıldık = Evet”

Şimdi anlayabildin mi?

 

Kafa karıştırıcı değil mi? 🙂

 

Ayrıca Kiko Haziran ayında Japonya’da katıldığı bir programda dramatik davranan erkeklerden hoşlanmadığını, bir problem olduğunda onu çözüme kavuşturmak yerine “Ama Kiko ben seni seviyorum, bu yeterli değil mi?” gibi bir cevabı kabullenmeyeceğini ve eskiden modayla iç içe olan erkeklerden hoşlansa da artık bunu umursamadığını belirtti.

-Programı merak edenler için ; “Arashi no Shiyagare”

 

Bütün bunlardan sonra GD’nin paylaşımlarına baktığınızda yine bir “noluyor be” travmasına yakalanmanız olası, çünkü kısa bir süre sonra GD tarafında herşey güllük gülistanlık olmaya devam etti.

 

Derken 26 Haziran’da Kiko’nun Seul’den fotoğrafları gelmeye başladı ama enteresan olan şey aynı tarihte GD’nin Paris’e gitmiş olmasıydı. Bana kalırsa çok çok daha enteresan olanı Kiko’nun ertesi gün GD’nin ablasının mağazasına gitmesi ve ablasının da birkaç saat önce Paris’e gitmek için Seul’den ayrılmış olmasıydı.

 

tumblr_n7zs829QlI1tnycloo1_500

 

GD’nin ablasının Kiko’yu sosyal ağlardan her zaman takip etmesi ve yaşanan bu sosyal medya krizinde bile renk vermemesinden bahsettik.

İşte o ziyaretin ardından GD’nin ablası sosyal ağlarda Kiko’ya dair hiçbir paylaşımda bulunmasa da, ablasının ortağı Kiko’nun mağazada çekilmiş bir resmini instagramda paylaşarak “Biz Paris’teyken gelmiş olman çok üzücü ama mağazamızı ziyaret ettiğin için çok teşekkürler” yazdı.

 

tumblr_n7zg04PfWU1sjzs3yo1_500

 

Ve daha sonraki günlerde, GD kendine ait olan “peaceminusone” isimli instagram hesabından Kiko’nun Seul’de çekilmiş fotoğraflarını beğendi.

 

tumblr_n8lyvxpJ1l1tnycloo1_1280 tumblr_n8lyvxpJ1l1tnycloo2_1280

 

Hatta başka fotoğraflarını da 🙂

 

tumblr_n8lyvxpJ1l1tnycloo3_500

 

Hayranlar bu durumdan iyice işkillenirken GD yine durmadı ve yaptı yapacağını tabi 🙂

 

Kiko’nun 15 Temmuz tarihli instagram güncellemesi

2014-07-20 16-48-42 Ekran görüntüsü

 

GD’nin 16 Temmuz tarihli instagram güncellemesi

2014-07-20 16-54-15 Ekran görüntüsü

 

Kiko cephesinde durum ne derseniz… Kiko’nun instagram hesabında paylaştığı şu şarkı biraz manidardı. Sözlerine bakacak olursak;

 

He said, she said
Don’t let it get in ya head
Baby don’t say
Something that you will regret
I’m on your team
It’s us against them you’ll see
Hey, we ain’t gon stop
They just want what we got

 

O şunu dedi, bu bunu dedi;

Kafana girmelerine izin verme.

Pişman olacağın şeyler söyleme,

Ben senin tarafındayım,

Onlara karşı biz.

Hey, durmayacağız.

Tek istedikleri bizim sahip olduklarımız.

 

The more they talk about our love
The more they make it obvious
The more they seem so envious
How can they talk about our love
When they don’t know one thing about
Instead they just runnin they mouth
So all we do is tune them out

 

Aşkımız hakkında ne kadar çok konuşurlarsa,

Bunu o kadar fazla belli ediyorlar.

Buna imrendikleri o kadar çok anlaşılıyor.

Hakkında tek bir şey bile bilmedikleri halde,

Nasıl oluyor da aşkımız hakkında konuşabiliyorlar?

Onlar ağızlarında bunu geveledikçe,

Yaptığımız tek şey onları duymazlıktan gelmek.

 

When it comes to what we do
All that matters is us two
Don’t pay them no mind
We just gon show and prove

 

Söz konusu bizim ne yaptığımızsa, 

Bu sadece bizi ilgilendirir.

Onlara dikkatini verme.

Sadece bunu göstereceğiz ve onlara kanıtlayacağız.

 

Kısacası Kiko “Kapa çeneni Hayalperest” demek istemiş 🙂 🙂

 

Kiko bu şarkıyı paylaştığı gün, GD de bir resim paylaştı. Bu kadarı bana bile abartı geldi ama bazıları kendi aralarında “emoji” ile paslaştıklarını düşündü çünkü kullandıkları emojiler aynıydı.

 

Bsvk5BaCMAAtMhJ

Bsvk4-WCUAAroDB

Bir diğer gelişme ise henüz yeni yaşandı diyebiliriz. GD 19 Temmuz’da yayınlanan bir röportajı esnasında “Yarın kadar yakın bir zamanda evlenebilirim” diyerek aslında herkesin gözü önünde bir sevgilisi olduğunu kabul etmiş oldu.

 

Şimdilik benden bu kadar.

 

Ne dersiniz?

 

Kiko Lady Dragon olmak istesin veya istemesin, GD onu zorla Lady Dragon yapacak bu gidişle 😀

 

 

Hallyu’nun Kötü Kızları – 2NE1

Kim bakarsa baksın görür, ben fazlasıyla öldürücüyüm.
Benim yerimde olsan bile bu vücudu kıskanırdın sen.
Erkekler bana bakmak için etrafımda pervane.
Kızlar ise sürekli takip eder beni.
Zirvedeyim ve aşağıyı seyrediyorum.
Ben, en iyisiyim.

“I am the Best”

2ne1 falling in love mv screencap 8

Onları tarif etmek biraz zor ama tek bir cümleyle özetleyecek olursak Hallyu’nun görebileceği en marjinal, en iddialı ve en yetenekli gruplardan biri.

Wassup They’re 2NE1!

tumblr_mhkpzzO96w1r64ulno1_500 (1)

2NE1, “21st century” ve “New Evolution” kelimelerinden türemiş. “21. Yüzyılın Yeni Açılımı” anlamına gelen bir isim. Bana kalırsa son derece iyi kombine edilmiş ve 2NE1’ın kalitesini belirtecek kadar da iddialı bir isim.

2NE1 farklı tarzıyla pek çoğumuzun ilk başta garipsediği; fakat tanıdıkça, gördükçe, dinledikçe bağımlılık yapacak kadar hayatımıza sokabileceğimiz harika bir grup. K-pop gruplarının tarzına alışık olan biri için başta kullandığım “garipsediğimiz” kelimesi tuhaf gelebilir. Piyasanın gün geçtikçe daha da garipleştiği şu günlerde 2NE1 için “garip” sıfatını kullanmak kızlara haksızlık olsa da, piyasaya ilk çıktıkları zamanlarda dinleyicilerin fazlasıyla “garipsediği” bir grup olmuş. O dönemler Bigbang gibi bir gruba alışkın olan Kpop dinleyicisi, daha önce karşılarına bu tarzda bir kız grubu çıkmadığı için -ayrıca idol gruplarında yetenek ve sesten önce güzellik arandığı için(!)- gruba biraz ön yargıyla bakmış olsalar da, 2NE1 kendini kısa sürede kanıtlayabilmiş ve şu anda uluslarararası arenada Kpop sektörünü en iyi temsil eden gruplar arasında adından söz ettiriyor.

2

Aslında “garip” olmak grubun mottosu. Fakat onlar bu “garip” olma durumunu, eşi benzeri olmayan bir grup olabilme vasfıyla taşıyorlar.

Peki kimmiş bu bahsedilen kızlar?

tumblr_m6btmgnu9C1qazkfbo1_500

2NE1; 2009 yılında YG Entertainment bünyesinde çıkışlarını gerçekleştiren, 4 iddialı ve yetenekli üyeden oluşuyor. Piyasaya çıktıkları ilk zamanlarda “Dişi Bigbang” olarak anılan grubun artık bu imajı aştığını ve kendi çizgilerini oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Grubun lideri; kendi deyimiyle nappeun gizibe, Kpop sektörünün bad girl’ü CL.

3

Ama;

4

“Not bad meaning bad but bad meaning good you know” 🙂 🙂

Kendi solosuna ait bu şarkı sözü CL’i en iyi özetleyen cümle bence. Marjinal bir imaja sahip, sahnede son derece sert duran, ülkeyi cicili bicili kızlarla çevirmeye çalışsalar da kendi imajından hiç ödün vermeyen, hiphop raconuyla “bad gal” imajı çizen; ama özel hayatında son derece sevecen, yumuşacık kalpli, cesur, yardımsever, paylaşmayı çok iyi bilen, şeker kovasında büyümüş, sevilesi bir kız. Grup içerisinde küçüklerden olmasına rağmen (kendisi 1991 doğumlu) grubun sorumluluğunu sonuna kadar sırtlanabilen harika bir lider. Baksanıza şunun tatlılığına 🙂

5

Sahne ismi, isminin ve soy isminin baş harflerinden geliyor —-> Chaerin Lee

Bendenizin CL’e olan hayranlığı ailesinden geliyor aslında 😀 Bilenleriniz vardır, CL’in babası fizik profesörü, ayrıca çocuk hikayeleri yazarı.

Geçtiğimiz yıl Tablo’nun instagramda paylaştığı bir fotoğraf vardı. CL, Tablo’nun kızı Haru’ya babası tarafından yazılan bir çocuk kitabı hediye etmiş meğer. Babasının yazdığı bir kitabı hediye olarak vermek son derece anlamlı olmamış mı sizce de? 🙂

6

İşinde çok iyi olmasına rağmen, kızına meslek seçimi boyunca hiç baskı yapmamış ve onu farklı bir alana kaydırmaya çalışmamış bir babaya sahip olan CL, babasının işi nedeniyle pek çok ülke gezmiş. Bu nedenledir ki, aralarında Fransızca ve İngilizce’nin de olduğu 4 farklı dili iyi derecede konuşabiliyor.

Sektöre girmek için öncelikle JYP stajyeri olsa da yolu daha sonra YG ile kesişen CL, şu anda YG’deki en iddialı ve başarılı sanatçılardan biri. CL’in JYP geçmişi biraz karanlık. Karanlıktan kastettiğim, fazlasıyla gizli saklı olması. CL, JYP’de kaç yıl kalmış ya da neden ayrılmış bilen yok. 2AM grubu üyelerinden Seulong bir program esnasında bu konudan bahsederken “CL’in JYP’den ayrılma sebebi, yalnızca JYP’dekilerin bildiği bir sır” diyerek merakımı son derece arttırmış olsa da, malesef bu konuda herhangi bir ipucu bile edinemedim.

Malumunuz, CL üyeler arasında solo çıkış yapan isimlerden bir tanesi. Geçtiğimiz ilkbaharda gerçekleştirdiği solo performanslarla markalaştırdığı “Bad Girl” imajının pek çok dinleyici tarafından beğenildiğini düşünüyorum.

tumblr_mot6n9npfT1ryj1ubo1_500

İşin ilginç yanı, kimse de bu kötü kız modelini yadırgamadı. Çünkü 2NE1 dinleyicileri bahsedilen imajın aslında nasıl ortaya koyulduğunu gayet iyi biliyordu.

2NE1’ın son albümü Crush için 3 şarkının düzenlemesini ve 5 şarkının söz yazarlığını yaptığını düşünürsek, müzik endüstrisinde geçirdiği yılları gayet verimli kullandığını söyleyebiliriz.

CL’in son derece “bizden” biri olduğunu söylemeliyim. Örneğin kendisi de tıpkı bizler gibi sıkı bir fangirl ~~ CL’in ideal tipi, YG prodüktörlerinden Teddy ve kendisi Teddy’nin hayranlarından biri 🙂 Öyle ki, bilgisayar kullanmayı sevmediği hatta pek bilmediği halde, internette Teddy’nin fotoğraflarına nasıl bakılacağını gayet iyi biliyormuş 😀

Ve evet, CL gerçekten de bilgisayar kullanmayı bilmiyormuş 🙂 Hatta, bilgisayarın arkaplanını değiştirmekte bile çok zorlanıyormuş. Sen sahnelerde fırtına gibi es ama bir bilgisayarla mücadele edeme 😀 Eeee işte boşuna dememişler, herkesin bir popisi var 🙂

Çok bilindik bir şeydir ama, CL’in temizlik hastası olduğunu söylemeli miyim? Odasının temizliğine ve düzenine ekstra önem gösterirmiş ve kaldıkları evde de temizlikle alakalı bütün düzenlemelerden CL sorumluymuş. Başka türlüsü içine sinmiyormuş 😀

Grup içerisinde uykuyu en çok seven üye olduğu da biliniyor. Bir keresinde 20 saatten fazla uyuyarak koskoca bir günü heba etmiş. Kimse de hadi kalk uyan dememiş mi anlamadım ki 😛

Tahminimce mübarek bir gecede doğmuş olma ihtimali var. Millet T.O.P.’nin koluna hasretken, CL onu üzerini çıkarırken görmüş bir gün. Milli piyangonun çıkma ihtimali bile bundan daha fazladır zannımca 🙂

tumblr_m1ka0kULp81qzh5sno5_r2_250

Moda denilince akla gelen ilk isimlerden biri de CL’dir efenim. YG Entertainment sanatçıları zaten farklı moda anlayışlarıyla nam salmışlardır fakat CL bu konuda tescilli isimlerden. Jeremy Scott gibi çok ünlü isimlere modacılık yapan bir tasarımcıyla çalışıyor olmanın da etkisi olsa gerek, sadece Kore’de değil bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da da moda tarzıyla kendinden söz ettirebiliyor liderimiz.

27

7 8

Moda demişken… CL, modacılarından Xin ile 5 yılın üzerine ilk kez geçtiğimiz yaz kavga etmiş. Bunun sebebi ise tam olarak şu linkte duruyor aslında 🙂

CL’in giydiği minnie mouse tasarımı hoodie bu kavganın sebebiymiş. Modacısının onu bu tarz bir hoodie ile sahneye çıkarmak istemesine biraz bozulmuş bizim kız. Eeee kolay mı o bad girl imajını taşımak 🙂

CL’in moda anlayışı ona pek çok ünlü arkadaş kazandırdı desek yalan olmaz herhalde. Öyle ki Rihanna’nın bile K-pop camiasından ilk markaja aldığı isim CL’dir.

9

Grubun bir diğer üyesi, son derece iyi bir sese sahip olan ana vokalist Park Bom. Şu an Park Bom’u düşündükçe ben bile gülüyorum çünkü bu dünyada tanıyabileceğimiz en “farklı” insanlardan biri Park Bom olsa gerek.

10

Bom, 1984 doğumlu. 30lu yaşlarında olmasına rağmen hem fizik hem yüz hem de ses olarak pek çoğuna taş çıkarır. Her ne kadar son zamanlarda üst üste geçirdiği gizli estetik operasyonlarla kendisini anime karakterlerine benzetmeye başlamış olsam da, hala güzel olduğunu düşündüğüm ve ciddi anlamda beğendiğim nadir bayanlardan biridir kendisi 🙂

11

Sesine söylenecek laf yok. Son derece kuvvetli bir sese sahip, hatta Teddy’e göre Bom’un sesinin dünyada eşi benzeri yok. T.O.P, Kore’de Park Bom gibi hemen hemen her notayı yakalayabilecek bir vokal olmadığını düşünürken, G-Dragon ise Park Bom’un sesine olan beğenisini “Eğer bir şarkıya Park Bom’un sesini eklerseniz, o şarkının hit olmama şansı yok” diyerek belirtmiş efenim.

Şarkıcı olabilme hayali ile küçükken taşındığı Amerika’dan tası tarağı toplayı Kore’ye geri dönmüş. Büyük bir risk almış aslında, ama hem sahip olduğu yetenekle hem de sarfettiği emekle bugünlere gelmeyi başarmış.

Kendi ailesinin en küçüğü olmasına rağmen 2NE1 grubunun en büyüğü Park Bom. YG elemelerine tam 3 kez başvurmuş ve 3. başvurusunda kabul edilmiş. SM ile de bir geçmişi olduğu söyleniyor ama SM’in elemelerinden de geçememiş kendisi.

Herkes Park Bom’un az biraz uzaylı olduğunu bilir 🙂

tumblr_mdp5gr9PIn1ryxpdqo1_500

Bom gerçekten çok farklı bir kişilik. Şu an cümlelere dökmekte bile zorlanıyorum, anlatılmaz yaşanır 🙂 Bigbang’den T.O.P. ve Park Bom bir süre “YG’nin uzaylıları” olarak anılmışlar (hatta hala onları “alien couple” diye adlandıran pek çok hayran var) Malumunuz bu uzay üssü işlerinde T.O.P.’nin de Bom’dan pek geri kalır yanı yok 😀

tumblr_ltflcksasP1qlbz0ho1_r1_500

tumblr_ltflcksasP1qlbz0ho2_r2_500

Henüz çok tanınmadığı zamanlardayken, Kore’nin divası olarak bilinen Lee Hyori’den yemek teklifi alan Bom (böyle bir teklifi almak için pek çok kişi deli divane olurken) sırf diyeti bozulmasın diye bu teklifi reddetmiş 🙂 Çok farklı bir karakteri olduğunu söylemiş miydim? 🙂 🙂

Favori yiyeceği mısır. Favori demek bile tam anlamını veremiyor sanki bu duruma. Mısır aşığı desek yalan olmaz. Ama ah işte o diyetler var ya 😦

tumblr_m73xdpN6lf1rrm992o8_250

tumblr_m73xdpN6lf1rrm992o7_250tumblr_myckvgaigD1ra6pslo2_250 tumblr_lzybeaD2LN1rpvzn8o2_500

Sırf bu mısır tutkusu yüzünden YG’deki spor hocası tarafından 2NE1 TV çekimleri esnasında pek çok defa azarlandığını bile gördük.
3:36 dolaylarına iyi bakın derim 😀

Hatta ve hatta, spor hocası Park Bom’a özel tişörtler bile giymeye başlamış.

12

Ne mısırmış bee :))

Buna rağmen 2NE1 TV esnasında Park Bom’u yemek yerken defalarca görebilirsiniz. Yemek yemeyi çok seviyor aslında, ama diyet onun için kontratta yazan bir zorunluluk 😦 Hatta şöyle de bir olay var ki; “You and I” şarkısının klip çekimlerinde; klipte kullanılacak muffini yemek istemiş, klipte kullanılması gerektiğini umursamadan yemiş ve yer yemez set ekibinden kaçmış. 🙂

Park Bom’un yemek sevdasından uzun uzun bahsetmeye gerek de yoktu aslında. “Hiç alışık olmadığım bir şey ama sanırım bugün yemek yemeyi unuttum” diyen Bom’a; “Bence daha çok yemek yediğini unuttun” şeklinde cevap veren Minzy olayı kısaca özetliyor zaten 😀

tumblr_m9imq6H7Yf1rcebf7o2_250 tumblr_m9imq6H7Yf1rcebf7o3_250 tumblr_m9imq6H7Yf1rcebf7o4_250 tumblr_m9imq6H7Yf1rcebf7o5_250

Başkalarının, eşyalarına dokunmasından hiç hoşlanmıyor. 2NE1 TV izlerseniz daha ilk sezondan “Don’t touch my…….” cümlesinin türevlerini bol bol duyabilirsiniz. Hem Park Bom’dan, hem de Park Bom ile dalga geçen G-Dragon’dan 🙂

tumblr_mykm9oPt5E1t8s458o1_500

İşte az önce yukarıdaki linklerde de gördüğünüz gibi, 2NE1 TV izleyenler için en büyük eğlence kaynağının Bom olduğunu düşünüyorum, çünkü YG Family içerisinde de en büyük eğlence kaynaklarından biri Bom 😀

Bom ayrıca uyurgezer 😀 Her ne kadar kendisi bunu inkar etse de, grup arkadaşlarından duyduğumuz kadarıyla böyle “sevimli” bir huyu var 🙂

İlk duyduğumda beni güldüren bir özelliği ise şu; hemen hemen her sahneye çıkışından önce aynaya bakar ve “Bu gece sen Park Bom değilsin, Beyonce’sun” dermiş 🙂

tumblr_lzljzdTK2a1rpvzn8o1_500 tumblr_lzljzdTK2a1rpvzn8o2_500

Zaten son derece kuvvetli bir sese sahip, hayallerindeki yeri hak etmiyor mu sizce bizim Park Beyonce? 🙂

Bom’un bir diğer süper ötesi özelliği ise, hayranlarına karşı korumacı tavrı. Menejerini hayranlarına sert davrandığı için uyardığı zamanlar olmuş. Örneğin bir gün havaalanında bir hayranı yere düşünce, onca insanın ortasında menejerini azarlamaktan çekinmemiş bizim kız. Hayranları Bom’a karşı ne kadar hassassa, Bom da hayranlarına karşı o kadar hassas.

Ayrıca hayranlarına karşı çok doğal ve sempatiktir de. Bir keresinde Osaka konserinde hayranlarına elindeki havluyu atmak isterken fazla heyecanlanıp elindeki mikrofonu da yanlışlıkla hayranların üzerine savurmuşluğu vardır 😀

tumblr_mtautx4cOC1rc54n9o1_250 tumblr_mtautx4cOC1rc54n9o2_250

Bir ödül töreninde performans sergilerken de ayakkabısı ayağından çıkan Bom, bana kalırsa durumu son derece iyi şekilde kotarmış ve gerçekten profesyonelliğini göstermiş. Topuklu ayakkabı giymesine rağmen hiç çaktırmadan dans etmeye devam etmiş. İşin kötü yanı, ayakkabı ayağından çıktığında daha performansın başlarındalar 😀
40. saniyeden itibaren dikkat 🙂

Deli dolu Bom’dan bahsettikten sonra, bir başka deli dolu üye olan Dara’ya geçmenin tam zamanıdır bence 🙂

13

Dara, grubun büyüklerinden. O da 1984 doğumlu, ama o da en az Bom kadar haylaz, çılgın, enerji dolu. 2NE1 grubunda öyle bir denge var ki; büyükler küçük, küçüklerse büyük. Roller tamamen değişmiş 🙂 Bakınız şekil A;

tumblr_mr1shnulaC1rabno2o7_250 tumblr_mr1shnulaC1rabno2o8_250 tumblr_mr25s6aLr91r1ql6po2_250 tumblr_mr25s6aLr91r1ql6po3_250

tumblr_mrio52rrsS1rcb8ljo1_500

Dara, Kore’den önce Filipinler’de ünlü olmuş aslında. Babasının işi dolayısıyla 11 yaşındayken Filipinler’e gitmek zorunda kalmış. Filipinler’deyken de modellik ve oyunculuk yapmış.  YG ile sözleşme imzalamasını sağlayan şey ise, Filipinler’deyken çekilen “My Name is Sandara Park” belgeseli. YG, Dara’yı bu belgesel sayesinde keşfetmiş ve 2007 yılında Dara ile sözleşme imzalanmış. Dara’nın ilk olarak Park Bom ve Boys Over Flowers’ın Geum Jan Di’si Goo Hye Sun ile birlikte bir grupta yer alacağı düşünülürken, işler biraz değişince Bom, CL ve Minzy ile 2NE1 grubunu oluşturmasına karar verilmiş.

Dara’nın hikayesi diğer üyelerden biraz daha trajik aslında. Filipinler’e ilk gittiğinde konuşulan dili bilmediği için arkadaş çevresinde dışlanmış. Okula devam etmekte zorlanmış. Herşeyin iyi gitmeye başladığı zamanlardaysa, oyunculuk ve modellik yapmaya başlamış ve bu sayede yavaş yavaş tanınmış. Kore’ye gidip orada eğitim almayı düşünen Dara, taşındıktan sadece 6 ay sonra Filipinler’e geri dönmek zorunda kalmış. Ama orada da eski popülerliğine ulaşamamış. Derken babası dolandırıcılık suçuyla tutuklanmış. Bu nedenle Dara ailesinin sorumluluğunu almak zorunda kalmış. Üzerine bir de babasının, Dara’nın o zamana kadar eğitimi için biriktirdiği tüm parayı aldığı ve başka bir kadınla ilişkisi olduğu ortaya çıkmış. Babası nedeniyle imajı tamamen sarsılmış, hatta para kazanabilmek için istemediği firmaların iç çamaşırı modelliğini yapmak zorunda kalmış. Fakat bu durum da hoşuna gitmediği için bir süre sonra ailesini alıp Kore’ye geri dönmüş.

İşte o andan itibaren YG’deki hikayesi de başlamış.

YG gibi yetenek avcısı ve piyasanın kurdu olan bir yapımcının Dara için söyledikleri her şeyi özetliyor bence.

14

Dara, imkansızı başardı!  -YG

2NE1 grubu çıkış yaptıktan sonra, grup üyeleri arasında ilk solo çıkışını yapan isim Dara. Aslına bakarsanız 2NE1 grubunu tanımadan önce Dara’yı tanımamı sağlayan şarkı da aynı şarkı. Lee Min Ho ile birlikte oynadıkları reklam filminin şarkısını seslendiren Dara’ya, şarkının canlı performanslarında CL eşlik etmiş.

DJ kızımız ve bir iddia uğruna onu tavlamaya çalışan playboy oğlumuz arasında geçen bir hikayeyi anlatır bu reklam filmi. Hatta şarkıda “2NE1” nidalarını da duyabilirsiniz.

Bilmeyenler var mı?

Dara demişken güzelliğinden de bahsetmesek olmaz değil mi? 🙂 30 yaşında olmasına rağmen son derece genç görünen, pek çok ünlü erkek de dahil olmak üzere 2NE1 grubu üyeleri arasında en çok fanboya sahip, en güzel idoller listesinin zirvesini uzun yıllardır kimseye kaptırmayan, benim de kendisini son derece güzel bulduğum biridir efenim.

tumblr_mysiyhvVav1rjxv82o1_500

15

21 22

2NE1 üyelerinin “vitaminimiz” diye bahsettiği Dara, hayranlar tarafından da çok doğal ve sempatik bulunur, son derece egosuzdur ve kendini her türlü şapşal hale bürüse de hayranlarıyla o anlarını paylaşmaktan hiç çekinmez.

tumblr_mx3e3qsH9w1t11nt9o1_400

tumblr_mrq1m409Yu1qeqk0oo1_500

16 17

24 25 18

Dara’nın bir kız kardeşi ve bir erkek kardeşi var. Erkek kardeşi, çoğumuzun tanıdığı hatta hayranlık duyduğu MBLAQ grubu üyelerinden Thunder. İkilinin zaman zaman yayınladıkları sevimli pozları beni benden almaya yetiyor 🙂

19 20 21

tumblr_mdnpixgdL71rx6u54o1_500 tumblr_mr78ohYCz61qk4l2qo1_500

Kendisi 2NE1 grubunun promosyoncubaşı 😀 Bizzat CL’in ağzından duyduğumuz kadarıyla (gördüklerimizi de esgeçmezsek) kızlar herhangi bir grup aktivitesinin promosyonu için Dara’nın sosyal ağlardaki hesaplarını kullanıyorlar.

Ayrıca variety şovlarda en iyi olduğu düşünülen 2NE1 üyesi Dara. Kendisi bu konuda Seungri tarafından özel olarak eğitilmiş. Bu durumda variety şovlarda başarısız olması mümkün mü sizce? 🙂

26

Son zamanlarda Dara’yı insanlığın yarısına yakını tanıdı diyebiliriz. Malum; afacan bebecik Justin, Dara ablasının hatta Dara teyzesinin yanağından bir öpücük alıvermişti. Bunu da milyonlarca kıreyzi belieberın hizmetine sunan kişi, BIGBANG’in (ve de son zamanlarda 2NE1’ın) baş belası olan kişinin ta kendisi – Ben Baller.28

Dara sıkı bir Lee Hyori hayranı. Çıkış yapmadan önce Lee Hyori’nin resmi hayran klübüne üyeymiş. O zamanlar taaa Filipinler’den Kore’ye kavun taşımış Lee Hyori’ye vermek için.Hatta Lee Hyori’ye yazdığı bir hayran mektubu bile çıkmıştı ortaya 🙂

Dara da tıpkı T.O.P. gibi hayran olduğu kişi ile aynı programları paylaştı çıkışından sonra. Şans mı dersiniz kader mi bilemem ama gerçekten pek çoğumuzun asla yaşayamayacağı türden bir tecrübe.

29

Dara ve CL’in abla-kardeş ilişkisi de çok iyi bilinir. Bir keresinde Japonya’da kaldıkları otelde şiddetli bir depreme yakalanınca Dara korkuyla CL’i aramış ve CL deprem esnasında birkaç kat yukarıdaki Dara’nın odasına çıkıp sakinleşmesine yardımcı olmuş.

30 31

2ne1-instagram-go-crazy-cl-dara-chaera

Ayrıca 2NE1, Dara sayesinde ilk kez bir müzik şovunda kazandıkları ödülü kıran grup olma ünvanını da taşıyor 🙂 KBS Music Bank’ta “I Don’t Care” promosyonlarını yaparken, Dara yanlışlıkla ödülü tekmeleyip kırmış 🙂

Daha sonra da bu ödülle çekildiği bir resmi “Ya başkan Yang öğrenirse ne olacak?” teması ile birlikte internete yüklemiş. Kanal, YG’ye 2NE1 adına başka bir ödül göndermek zorunda kalmış.

32

Son zamanlarda Dara denilince aklıma gelen bir olay ise, kanserle mücadele eden hayranına twitter üzerinden verdiği moral ve destekti. Loreign isminde bir hayranı kanserle mücadelenin son evresindeyken ve doktorların söylediğine göre en fazla 6 aylık bir ömrü kalmışken, Loreign’in arkadaşları Dara’ya ve Taeyang’a bir tweet kampanyası düzenlediler. (Loreign’in Bigbang’den en çok sevdiği isim de Taeyang’mış)

Henüz Dara’ya tweetler atılmaya başlanalı 1-2 gün olmuştu ki, Dara Loreign’e moral ve destek veren bir tweet attı.

“Merhaba Loreign! Benim, Dara! Senin gibi muhteşem bir hayrana sahip olduğumu öğrenmekten büyük bir onur duyuyorum. Şu sıralar zor zamanlar geçirdiğini biliyorum ama lütfen güçlü olmaya çalış ve pozitif ol. Umuyorum ki, orada gerçekleştireceğimiz bir sonraki konserimize gelecek kadar iyi olacaksın, ki seni bizzat ben davet ediyorum. Hep dualarımda olacaksın ve her sahneye çıkışımda veya kameraların önüne geçişimde seni düşüneceğim. Şuna her zaman emin ol; ben, Dara, bu zorlu mücadelende hep senin yanında olacağım. İyi dileklerimle ve sevgilerimle… DARA.”

Bu cevabın ardından Loreign’in arkadaşlarının söylediklerine göre, Loreign çok mutlu olmuş ve tedaviye daha sıkı şekilde tutunmaya başlamış. Ama ne yazık ki durumu gerçekten çok ciddiymiş. Bu cevaptan yaklaşık 1-2 ay kadar sonra arkadaşlarından öğrendiğimiz kadarıyla Loreing vefat etmiş.

İşte bu nedenle, Dara’nın bu davranışı gerçekten çok önemliydi. Bizler her zaman hayranı olduğumuz insanların arkasındayız, onları hep destekliyoruz. Ama bizlerin başına talihsiz olaylar geldiğinde hep desteklediğimiz o insanların bizlerden çoğu zaman haberi bile olmaz. Böyle bir durumda, çoğumuz ne Dara’nın ne de Taeyang’ın haberinin bile olmayacağını düşünürken; Dara o tweetleri görüp duyarsız kalmadı. Uzun bir cevapla Loreign’e moral vermeye çalıştı. Pek çok kişi Loreign’in ölümünü bekliyordu zaten. Buna rağmen Dara, Loreign’in son günlerini daha yüksek moralle tamamlamasını sağladı. Bu hem insanlık görevi hem de vicdani bir sorumluluk.

Geldik maknaeyi anlatmaya 🙂

33

Grubun en küçüğü, 1994 doğumlu Minzy. Sesini çok beğendiğim, bunun yanı sıra grubun dans makinesi olarak anılan, çok yetenekli, sahnedeyken seyretmesi son derece keyifli birisidir kendisi. YG ile tanışma hikayesi şans eseri olmuş desek yalan olmaz herhalde.

Minzy çok ünlü bir dansçının torunu. Büyüklerinden kaptığı genlerin avantajıyla olsa gerek, dans konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahip. Küçüklüğünden itibaren son derece iyi dans edebilen Minzy, bir gösteride çekilen videosunun internete yüklenmesi ve bilinmeyen bir hayranın da bu videoyu YG’nin internet sayfasına yüklemesiyle Yang Hyun Suk’un dikkatini çekmiş. Minzy o zamanlar henüz ilkokul 5. sınıf öğrencisiymiş ve o yaşlarda keşfedilerek YG ile kontrat imzalamış.

İşte o meşhur keşfedilme videosu:

Minzy, bu videoyu YG’nin internet sitesine yükleyen ve bu şekilde keşfedilmesini sağlayan kişiyle hala tanışmamış çünkü o kişinin kim olduğu hala bilinmiyor.

Minzy çıkışını yaptığı günden beri dans yeteneği hep konuşulmuş ve hala konuşulmakta. Kpop sektöründe dans denilince erkek idoller arasında akla gelen ilk isimlerden biri Taeyang ise, bayan idollerden de akla gelen ilk isim Minzy’dir. Bir keresinde TOP’nin isteği üzerine 2 profesyonel hip hop dansçısıyla (ikisi de erkek) free style dans atışmasına girişmiş ve iki dansçıyı da geride bırakmayı başarmış.

34

Dansından herkes gibi övgüyle bahsettik, ama sesi de bir o kadar iddialı. Şu ana kadar solo çalışması çıkmadı ve neden olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. En son yapılan açıklamaya göre 2014 yılında Minzy bir solo çalışması yapacakmış. Konu YG ise, daha önce çok kez bizi yanılttığı göz önüne alındığında her duyulana inanmamak gerek ama umarım gerçekten bu yıl bitmeden Minzy’i de solo çalışması ile izleme şansımız olur.

Minzy kısa bir süre öncesine kadar YG’nin en küçük idolüydü. Çok uzun yıllardır YG ile anlaşmalı olduğu için ve gerçekten YG’nin vizyonuna son derece uyduğu için YG’deki herkes tarafından çok sevilir. Özellikle G-Dragon’un en çok sevdiği YG idolü olarak bilinir. Hatta bu hikaye çıkış öncesine kadar dayanır. Minzy’nin çıkış öncesi zamanlarındayken de GD tarafından çok sevildiği hatta Seungri’nin bile Minzy’nin tahtını alamadığı söylenir 🙂

Çıkış zamanından önce Minzy’nin, GD’nin gözlüklerini takarak çektiği bir fotoğraf internette yayınlanınca GD hayranları ile ufak bir kriz yaşamış. O zamanlar Minzy tanınmadığı için hayranlar bu durumu biraz kıskançlıkla karşılamışlar tabi.

Bahsedilen fotoğraf bu 🙂

35

Yaşça küçük olması dolayısıyla grup çıkışlarının olduğu zamanlar, Minzy’e haylaz bir imaj oluşturulmaya çalışılmış. Örneğin 2013’ün ortalarına kadar Minzy’nin sahnedeyken etek giydiğini bile göremedik.

Minzy tam bir Michael Jackson delisi. Kendisi gibi Michael Jackson hayranı olan Taeyangla bir araya gelmeyi bu yüzden çok severmiş, birlikte Michael Jackson şarkıları söyleyip onun tarzında dans ederlermiş hep. Minzy ayrıca sıkı bir Se7eN hayranı. Katıldığı programlarda Se7eN’a olan hayranlığını belirtmekten çekinmez hatta ideal tipi sorulduğunda verilecek cevap bellidir – Se7eN 😀

tumblr_n0n4k4OSgx1qc7c2ko1_500

Minzy’nin maknae olarak efsaneleşmek gibi bir hayali var. Maknae denildiği zaman YG’de akla gelen ilk isim olmak istiyormuş 🙂 Fakat onda da biraz evil maknae durumu mevcut. Özellikle çıkış öncesi zamanlarda öfkelendiği zaman kriz yönetiminde ve öfke kontrolünde zorlanıyormuş. Hatta bir keresinde o kadar öfkelenmiş ki, kendisinden tam 10 yaş büyük olan Dara, Minzy’den korkmuş ve kimseye çaktırmadan şirketten çıkıp eve gitmiş- daha doğrusu kaçmış 🙂 Ama Minzy şimdilerde bu durumun üstesinden gelmiş gibi görünüyor.

Eee herşey karşılıklı tabi. Bazen de Minzy 2NE1 ablalarından yaka silkiyor 🙂 2NE1 TV esnasında ablalarının onca çılgınlığına göğüs geren maknae; “Ben bu çılgınlarla ne yapacağım??” diye az veryansın etmemiştir. Dediğim gibi, 2NE1 içinde büyükler ve küçükler arasındaki roller değişik 😀

2NE1 gibi eğlenceli bir grubu çok tanıyamıyor olmamızın en büyük sebebi, YG’nin promosyon stratejileri. YG, 2NE1 grubunu eğlence programlarına nadiren gönderiyor. Yaklaşık 3 sezon boyunca “2NE1 TV” ile kızların promosyonunu yapmaya çalıştı ve çok da başarılı oldu ama Hallyu camiasında eğlence programları sektörün bel kemiği sayılır ve 2NE1 çıkışından beri eğlence programları&radyo sohbetleri&varietylerden mahrum kaldı. Hatta son zamanlarda öğrendiğimize göre, CL kendisine gelen birkaç Holywood teklifini de YG onaylamadığı için reddetmiş. Aslında bu durum 2NE1’ın sahip olduğu “cool” imajı destekler nitelikte ve YG belki de bu havayı korumak istiyor ama bence grubu halka yakınlaştırmakta zorluk çekiyor bu yüzden. BIGBANG’i pek çok şov programında görmüşüzdür, aynısı 2NE1 için geçerli değil.

36

Buna rağmen 2NE1, dünyaca ünlü isimlerin bile hayran olduğu bir grup olma niteliğine sahip. Bu da bana “belki de YG küçük düşünmüyordur” dedirtiyor. Kore’de çok gözükmeyen kızlar, global platformlarda pek çok Hallyu grubuna göre daha çok söz sahibi.

Hepinizin bildiği, benim de 4 yıldır çok severek izlediğim bir dizi var; The Vampire Diaries. TVD’nin başrol oyuncularından Nina Dobrev ve Kat Graham sıkı birer 2NE1 hayranı. Özellikle Kat Graham, 2NE1 grubundan defalarca bahsetmiş çılgın bir fangirl 🙂

1 2 3 4 5

Kat Graham, geçtiğimiz yıl bir moda şovunda CL ile tanışma fırsatı da yakaladı.

bAHM3sS BDBlIkeCAAIB1Ld kat cl

İşte bu da Kat Graham yorumuyla ~~Nega cheil chal naga~~

The Wanted grubundan Jay McGuiness de 2NE1 hayranı olduğunu açık seçik beyan etmiş.

jaymcguiness

Ünlü İtalyan modacı Roberto Cavalli, 2NE1’ın “I Love You” klibinde kendi tasarımı olan kıyafetlerin giyilmesinden sonra dikkatleri 2NE1’ın üzerine çeken bir başka isim.

1 2 3

2NE1’ın birlikte çalıştığı ve dünyaca tanınan müzisyenler, stilistler, oyuncular derken liste gittikçe uzuyor.

Sonuç olarak; her ne kadar varietylerde çok görünmeseler de, bağlantılarının gayet sağlam olduğu ortada. Yaptıkları iş, kendi ülkelerinde ilk başta garipsense bile pek çok dünya ülkesinin standartlarına göre alışılageldik olduğu için, 2NE1 da kız grupları arasında Hallyu’nun öncülerinden biri haline gelmiş durumda.

*Bitişe Yakın Not: 2NE1 kızlarımızı daha yakından tanımak isterseniz, size önerebileceğim en güzel program 2NE1 TV. Çıkışlarından itibaren 3 yıllık bir periyodu birebir görebilirsiniz. Sadece 2NE1 da yok üstelik, program esnasında BIGBANG TV, GD TV, GD&TOP TV, Se7eN TV, Gummy TV, Teddy TV hatta ve hatta Yang Goon TV bile var 🙂 Bütün YG ailesini bir çatı altında izleyebileceğiniz çok keyifli bir program kısacası.

Yazı boyunca hiç şarkı eklemediğimi farkettim!

2NE1 Tarihinin En -Önemli- Şarkısı;

Yazıya başlarken alıntı yaptığım, 2NE1 tarihinin en büyük hiti, kızların içindeki bütün potansiyeli dışarı çıkarttıkları ve globalleşmelerinin en büyük anahtarı olan şarkı. 2NE1 için şu ana kadar en önemli olan şarkı. 2NE1’ı tanımlayan şarkı : I AM THE BEST ~~

2NE1 Tarihinin “Bana Göre” En -Önemli- Şarkıları;

Son zamanlarda “Missing You” kalbimi ve aklımı çelse de, 2NE1’ın şu ana kadar en çok beğendiğim 2 şarkısı; I Love You ve Lonely. Lonely’nin özellikle akustik versiyonunu dinlemeden tek bir gün geçirmiyorum.

2NE1 Tarihinin “Bana Göre” En -Epik- Performansları;

2009- MAMA

2010- MAMA

2011 – MAMA

2013 – MAMA

CL & 2NE1@20’S Choice – 2013

SBS Gayo Daejun – 2011

SBS Gayo Daejun – 2012

SBS Gayo Daejun – 2013

Galiba bütün performansları ekledim listeye, ama ne yapayım hepsi harikaydı 😀

2NE1 bir kez daha Dünya Turuna çıkmaya hazırlanıyor bugünlerde. Konserin teması “All or Nothing”, ilk duyduğumda kafamdan milyonlarca düşüncenin geçmesine sebep olan ama baştan sona 2NE1’a yakışır bir isim – Hep ya da Hiç!tumblr_n1azpsl9yI1syzp5po1_500

2NE1 grubu da tıpkı Bigbang gibi ilk çıkış yaptıkları zaman “Bu çirkinlerin idollükle ne işi olur” diye tonlarca eleştiri almışlar. Netizen yorumlarına baktığımda gözüme takılan bir yorum vardı: “2NE1 gibi bir grubu, YG dışında hiçbir şirket piyasaya çıkarmazdı”

DOĞRU DOĞRU DOĞRU!!!

2NE1’ın “Ugly” şarkısındaki tek bir söz yeter aslında durumu anlatmaya;
“Şarkı söylemeye çalışıyorum ama kimse beni dinlemiyor. Güzel değilim, çekici değilim”

2NE1 çıkış yapacağı zaman Kore’deki bir kesimin tavrı buydu.

Fakat burada önemli olan nokta şu; YG Entertainment her ne kadar trolleriyle meşhur olsa da, hatta her birimiz bizle dalga geçilirmişçesine yapılan ertelemelerinden bıksak usansak da, ortada reddedilmez bir gerçek var. YG, yeteneğe önem veren bir şirket. İdollerini estetiğe zorlamayan, kısıtlamalarla onları bunaltmayan, görünüşü ise 3. belki de 4. plana atan bir şirket. Onun sayesinde, çoğu kişinin güzel bulmadığı ama son derece çekici olduğunda hemfikir olduğumuz ve rapper jenerasyonunun en başarılı bayan isimlerinden biri olan CL’i tanıdık. Onun sayesinde, hala yüzü gözü eleştiri alan Minzy gibi bir dans efsanesinden haberdarız. Onun sayesinde, çıkış yaptığında insanların hayretle baktığı Daesung’un sesini duyduk ve bu yüzden artık kolay kolay kimsenin sesini beğenmiyoruz. (Bu Daesung olayı nasıl derin bir yara açmışsa bende 🙂 ) Yani YG’ye saysak da sövsek de bir yere kadar 😀

Peki All or Nothing 2NE1 için ne anlama geliyor? Bu konu üzerine herkes farklı bir yorum getirdi ama bence bu 2NE1’ın çıkışından beri her gün yaşadığı hikayenin kelimelere dökülmüş hali. Yetenekli olabilirler, güçlü olabilirler ama içerisinde oldukları camia her an her türlü düşüşle karşılaşabilecekleri bir cadı kazanı aslında. Bu yalnızca 2NE1 için değil, diğer gruplar için de geçerli. Ama 2NE1’ın sahip olduğu o farklı tarzla en başından beri çok daha fazla risk aldığını söyleyebiliriz sanırım.

Yeni çıkacak albümlerini ve dünya turlarını dört gözle beklediğimi söylemeliyim. 2NE1 sadık bir blackjack kitlesine sahip. (Blackjack, 2NE1’ın hayranlarına verilen isim. Mutlaka duymuşsunuzdur 😀 ) Benim için her zaman erkek gruplarının konserlerindense bayan gruplarının konserleri daha çok ilgi çekici olmuştur. Özellikle K-pop gibi bir piyasada hayranların %80’ine yakını bayanlardan oluşurken, bayan grupların konserlerine gösterilen ilgi popülaritenin en net belirtecidir aslında. Bu yüzden, 2NE1’ın dünya turu esnasında çok iyi işler çıkaracağını umuyorum ve ben de bir blackjack olarak onları gönülden destekliyorum.

224455_416765841705949_1432793274_n

Sanırım bir uzun yazının daha sonuna geldik. Zaten yazıyı epey uzattım, sonunu kısa keseceğim.

Ben dilim döndüğünce, kalemim yazdığınca anlatmaya çalıştım. Şimdi siz karar verin; hep mi, hiç mi?

Goodbye They’re 2NE1 ! 🙂

tumblr_mhkpzzO96w1r64ulno2_500